Son yıllarda Afrika kıtası büyük devletlerin mücadelesine sahne olmaktadır. Ve bu büyük kıtada iki ülkenin mücadelesi göze çarpıyor: ABD ve Çin. ABD ve Çin, kuşkusuz bir şekilde günümüz Afrika’sına etki eden en önemli iki ülke. ABD, Afrika’daki 53 ülkeyle münasebetini güçlü bir şekilde devam ettirirken, Çin ise bu ülkelerle ilişkisini geliştirmeyi amaçlamakta, hem de diğer ülkelerle çok iyi bir diplomasi yürütmektedir. İki ülkenin Afrika’daki en büyük emeli ise, doğal kaynaklara hükmetmek ve petrol piyasasını kontrol altında tutmaktır. Fakat son yıllarda gelişen olaylara baktığımızda, Çin’in ABD’ye nazaran daha uzun vadeli bir strateji yürüttüğünü görmekteyiz. Genel anlamda ise bu iki ülke uluslar arası forumlarda Afrika üzerine siyasi ve ekonomik etkinlikler düzenlemektedir. Bu forumlara katılan ülkeler ise BM’ye üye ülkelerin %25ine tekabül etmektedir. ABD ve Çin’in bu kıtadaki ortak ilgi alanları, ortak olmayanlardan daha fazla bir yere sahiptir. Bu yüzden Afrika kıtasında doğal kaynaklar üzerine büyük bir rekabet yaşanmakta ve bu durum Afrika ülkelerinin bu rekabetten yararlanmasını sağlamak adına büyük fırsatlar oluşturmaktadır.

Aslında günümüzde birçok araştırmacı ABD ve Çin’in Afrika’daki etkisi ve rolüne odaklanmakta ve yakın zamanda başka ülkelerin de Afrika pazarına giriş yaptığını gözden kaçırmaktadır. Eğer bugün Afrika’nın önemini anlamak istiyorsak, bu büyük kıtada boy gösteren ülkelere bakmamız gerekir. Öncelikle Soğuk Savaş’ın bitmesiyle, hâlihazırda –ABD ve Çin dışında- Afrika’da etkisi olan bu ülkelerden sonra şu ülkeler de Afrika pazarında etkili olmaya başladılar: Japonya, Güney Kore, 2007 yılından beri bu kıtada varlığını hissettirmeye başlayan Rusya, Hindistan, Brezilya, birçok Arap emirlikleri, İran ve en son olarak da Türkiye. Son yıllarda yaşanan ekonomik krizler sonrası bazı ülkelerin ekonomik büyümesinin yavaşlamasıyla Afrika pazarı daha kaygan bir hale geldi ve yeni bir kavram ortaya çıktı: Post-Soğuk Savaş. Bu durum Soğuk Savaş döneminden kalma bloklaşmayı yıktı ve neticede ülkelerarası ilişkide siyasi etkilerin yerini başka nesneler aldı. Birçok dış aktör Afrika üzerinde oluşturduğu politikalarla ekonomi ve ticarette önemli gelişimler gösterdiler.

Afrika’daki üç büyük sacayağı

Böylelikle ekonomik dalgalanmalar ABD ve Çin’in Afrika kıtasında gelişen olaylara karşı yeni reaksiyonlar belirlemesine sebep oldu ve bu kıtada üç büyük sacayağı oluştu: ABD, Çin ve Afrika ülkeleri. Son ekonomik krizlerin bu üç önemli tarafa etkisini incelediğimizde ise, Çin’in kısa vadede diğer iki sacayağına göre daha iyi bir konumda olduğunu görmekteyiz. Şu an Çin’in hazırda 2 trilyon dolar yabancı rezervi, sıcak nakit parası ve yabancı bankalarla da küçük bağlantıları ve bütçesi vardır. Bu durum Çin’in Afrika’da ABD’ye göre daha güçlü bir pozisyonda olduğunu göstermektedir. Fakat son yıllarda Obama yönetimi, Afrika’da politika değişikliğine gitti ve Çin’le ortak bir şekilde çalışılabilecek alanların sayısının artırılmasına karar verdi. Ayrıca şu 5 büyük küresel sorunla mücadele kararı aldı:

  • Yolsuzluk ve rüşvet
  • HIV/AIDS hastalığıyla mücadele
  • Tüberküloz ve sıtma hastalığıyla mücadele için hibe oranını artırma ve Afrika’da yeşillik devrimi yapma
  • Afrika’daki demokratik hareketleri destekleme, teröre karşı işbirliği yapma ve anti-terörü finanse etme
  • Sağlık altyapısını inşa etme, küresel ısınmaya karşı küresel enerji kaynaklarını ve çevreyi korumak için altyapı inşa etme.

Birçok uzmana göre, iklim değişikliği ve Afrika ülkelerini demokratikleştirme gibi hedefler dışındaki başlıklar, ABD’nin Çin ile bazı alanlarda gerçekleştireceği ortaklıklar için çok büyük bir problem teşkil etmemektedir.

Başkan Obama, iki ülkenin Afrika’nın gelişmesi için birçok ortak alanda işbirliği yapabileceğini belirtirken, diğer yandan da “ Darfur’daki uçuşa kapalı alan”ı güçlü bir şekilde desteklediğini söylemiştir ki bu Çin’in ABD’ye muhalefet ettiği en önemli konulardan birisidir. Obama, uluslar arası sistemde Çin ile siyaset, ekonomi, çevre ve güvenlik alanlarında büyük işbirliği yapabileceğini söylemiştir. Hatta insan hakları konusunda Çin ile yaşanan fikir ayrılıklarını anlayışla karşılayabileceğini belirtmiştir.

Çin ile ABD’nin Afrika’daki ilgi alanları

Çin’in Afrika üzerindeki politikası üzerine araştırmalar yapan David H. Shinn’e göre, Çin’in Afrika’ya gösterdiği dört prensipsel alan vardır. Birincisi, petrol, maden ve tarım kaynaklarına ulaşımı garantilemek ve bunları Çin’in güvenliği ve GDP’nin yükselişini korumak için kullanmak. İkincisi, Afrika ülkeleriyle ilişkileri geliştirip, bu ülkelerin ekonomik ve politik alanlarda, bölgesel forumlarda ve uluslar arası arenada Çin’i desteklemesini sağlamak. Üçüncüsü, bazı Afrika ülkelerinin Tayvan’ı tanımasını önleyip, asıl muhatabın Pekin olduğunu kabul ettirmek. Dördüncüsü de, Çin’in Afrika ülkelerine yaptığı ihracatla bu ülkelerin ekonomisini daha güçlü ve daha varlıklı hale getirmek.

Birçok Çinli yöneticinin, Çin’in Afrika’daki en önemli hedefinin doğal kaynaklara ulaşmak olduğunu kabul etmemesiyle birlikte, Çin’in ticari ortakları ve bu kıtaya yaptığı yatırımlar, durumun aksini gösterir istikamettedir. Örnek verecek olursak Çin, sadece 2006 yılındaki petrol ihtiyacının %33ünü Afrika’dan karşılamış ve diğer bazı maden kaynaklarını da aynı şekilde Afrika’dan ithal etmiştir. Bu durum, Çin’in GDP’sinin düşüşüne yaklaşık %8 oranında yansımıştır. Bu yüzden birçok ÇKP’li lider bu durumu önemli bir problem olarak görmektedir. Bazı yazarlara göre, yine de Çin yönetimi 2009 yılında yaşanan ekonomik krizin artık Çin’in GDP’sinin yükselişini engellemeyeceği görüşünde.

Sömürge yönetiminden kurtulan bazı Afrika ülkeleri, Çin’in 1971 yılında BM’de tanınmasına öncülük etmişlerdir. Bu yüzden Çin dış politikasının önemli bir özelliği olan “iyiliği unutma” prensibini uygulayan Çin yönetimi, bu desteği hiçbir zaman unutmamış ve Dünya Ticaret Örgütü’ndeki Afrika oylarını özellikle desteklemiştir. Birçok Afrika ülkesinin “İnsan Hakları” mevzuuna bakışının Çin ile aynı olması da Çin ile Afrika ülkelerini birbirine yaklaştıran unsurlardan birisi olmuştur. Böylelikle iki taraf da hem Batı’nın hem de BM İnsan Hakları Konseyi’nin eleştirilerine karşı birlik olmuş, içişlerine müdahale olabilecek eylemlere karşı çıktıklarını bildirmişlerdir.

Günümüzde dört Afrika ülkesi hâlâ Tayvan’ı “ülke” olarak tanımaktadır. Gerçi bu ülkeler her ne kadar önemli bir etkiye sahip değillerse de, Çin yönetimi şu anda bir ülkenin dahi Pekin hükümetini tanımamasını istememektedir. Bununla birlikte Çin, bu ülkeleri ikna etmek için Taipei yönetimin bu ülkeler üzerindeki ticari ilgisine karşı gelmemekte, ancak yine de tüm Afrika ülkelerinin “tek bir Çin”i tanıması noktasındaki ısrarını devam ettirmektedir.

Son yıllarda, bazı Afrika ülkeleri Çin’in petrol ithali üzerindeki tecrübelerinden yararlanarak birçok ülke ile petrol ihracı konusunda anlaşmalar yapmıştır. Bunun yanında Çin Afrika’ya, hazır üretilmiş malzemeler, makineler ve ulaşım ekipmanları ihraç etmiştir. Bu ticaret, Çin’in ihracatın sadece %3üne tekabül etmektedir. Ancak burada dikkat etmemiz gereken husus şudur ki, Afrika Çin’in ihracatında küçük bir yer etmesine rağmen Çinli şirketler ve küçük ticari yatırımlar Afrika’nın birçok yerindeki birçok markete egemen olmuş ve hali hazırda 965 milyonluk nüfusu bulunan Afrika kıtasının önemli noktalarında etkili bir yere sahip olmuştur. Gelecek noktasında bakacak olursak Çin, günden güne geliştirdiği Pazar hakimiyetini, bu kıtaya yaptığı ihracat oranını yükselterek pekiştirmek isteyecektir.

ABD’nin Afrika’daki ilgi alanlarına bakacak olursak, bu ilgi alanlarının temelde aynı görmekteyiz. Yine 2006 yılını inceleyecek olursak, ABD petrol ithalatının %22sini Afrika’dan yapmıştır. Bu oran Çin’in altında kalmakla birlikte, yine de miktar olarak Çin’in ithal ettiğinden daha fazladır. Ayrıca ABD de madenlere ilgi duymakta ve Çin ile benzer bir şekilde Afrika’daki ihracat-ithalat oranını özellikle takip etmektedir. Ancak ABD’nin Afrika’ya yaptığı ihracatı incelediğimizde, ABD’nin Çin’e nazaran daha az ihracat oranının olduğu görülmektedir. Buradaki en önemli hususlardan birisi ise Afrika ülkelerinin Çin hükümetine ve Çinli şirketlere sağladığı kolaylıklar ve bu durumun Çin hükümeti ve şirketlere getirdiği avantajlar, özel ABD’li şirketlerin farklı farklı alanlara odaklanması ve ABD hükümeti tarafından yeterli bir şekilde desteklenmemesinden dolayı ABD’li şirketleri bu yarışta bir adım geriye atmaktadır.

Ve elbette burada bahsetmeden geçmememiz gereken şey ise, ABD’nin de –Çin’in amaçladığı gibi- uluslar arası arenada Afrika ülkelerinin desteğini almayı amaçlamasıdır. Birçok araştırmacıya göre, ABD’nin Afrika ülkelerinden destek almak için yaptığı çalışmalar yetersiz kalmakta, Çin’in son yıllarda gerçekleştirdiği hamlelere ayak uyduramamaktadır. Bunun yanında Amerikan dış politikasının birçok Afrikalı lider tarafından benimsenmemesinin de etkisi vardır. Örneğin, ABD’nin Afrika’ya yaptığı yardımlar, politik ve ekonomik reform yapan ülkelere gerçekleştireceğini iddia ettiği vaatler de çok ilgi görmemektedir. Ancak burada ABD’nin elindeki en büyük avantaj ise, en küçük bir şekilde olursa olsun, Pekin-Tayvan yönetimi gibi bir tanınma sorunu yaşamaması ve hükümetinin meşruiyetine dair şüphesinin olmamasıdır. Ayrıca bu durum, ABD’nin Çin karşısında kullanabileceği bir propaganda aracı hüviyeti de kazanmaktadır.

ABD’nin son yıllarda Afrika’ya uyguladığı dış politika daha çok güvenlik endeksli olmuş, özellikle anti-terör gibi konular vurgulanarak Afrika ülkelerinin hassasiyet noktalarına vurgu yapılmıştır. Özellikle Kuzey Afrika’ya ayrı bir ilgi gösteren ABD, Doğu Afrika’da da anti-terör faaliyetlerine ağırlık vermiştir. Çin’in Afrika’da ABD gibi askeri hedeflerinin olmaması Çin için artı bir durum olarak gözükürken, son zamanlarda Etiyopya, Sudan ve Nijerya’da Çinli vatandaşlara yapılan kişisel saldırılar, Çin hükümetinin güvenlik noktasında bazı tedbirler almasını gerekli kılmaktadır.

Sonuç

ABD ve Çin’in Afrika’daki mevcudiyetini incelediğimiz bu yazıda, bazı karşılaştırmalar üzerinden bu iki ülkenin kara kıtadaki etkisini anlamaya çalıştık. Görülen o ki, bu iki büyük ülke, ellerindeki politik ve ekonomik avantajları en iyi şekilde kullanmaya çalışmakta. Ve aslında oluşan bu rekabet ortamı, bazen ortak noktalarda yapılan işbirlikleriyle farklı bir hal almaktadır. Şüphesiz artılar ve eksileriyle bu durumun Afrika ülkelerinin yönetimlerine bir baskı unsuru olarak dönmesinin yanı sıra, Afrika halkı için yaşam şartlarını geliştirme adına önemli bir fırsat olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Bedii GÜRCAN