2013 yılının Kasım ayında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Endonezya seyahatinde ortaya attığı Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın kuruluş fikri, geçen yıl Kasım ayında Çin, Hindistan, Singapur, Moğolistan ve Vietnam gibi 21[1] ülkenin, Pekin’de “Asya Altyapı Yatırım Bankası (AAYB) Kuruluşu Hükümetler Arası Taslak Bildirisi’ni” imzalanmasıyla resmi olarak kâğıda dökülmüş oldu.

Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde, Asya kıtasının gelişen ekonomisi, kalabalık nüfusu, geniş pazarı, sahip olduğu iş gücü ve zengin doğal kaynaklarıyla dünya sahnesinde önemli bir yer alacağı kesin bir gerçek. Bölge devletlerinin ise önlerindeki bu süreçte azami verim ile yol alması için revize etmesi gereken konulardan birisi de altyapı noktasındaki geri kalmışlık ve yetersizlik.

Son yıllarda giderek kabul gören altyapı yatırımı fikrinin beraberinde getirdiği en büyük sorun ise para akışının nereden sağlanacağı. 2011 yılındaki hesaplamalara göre, gelişmekte olan ülkelerde altyapı yatırımındaki yıllık toplam açık yaklaşık 400 ile 650 milyar dolar civarında. Asya Kalkınma Bankası’nın(AKB) hesaplamalarına göre, önümüzdeki 10 yıl içerisinde Asya Kıtasının altyapı yatırım ihtiyacı yaklaşık 8 trilyon doları bulacak. Amerika ve Japonya’nın en büyük iki hissedarı olduğu AKB’nin ise bu bölgede sağladığı yıllık ödenek ortalama 11 milyar dolar. Bölge ülkeleri bu büyük açığı kapatmak için daha çok ödeneğe ve işbirliğine ihtiyaç olduğunun farkında. Bu yüzdendir ki AAYB’nin kuruluş fikri Çin hükümeti tarafından ilk kez ortaya atıldığında beklenenin üzerinde bir talep gördü.

Çin, AAYB için hâlihazırda 100 milyar dolar olarak belirlenen sermayenin yarısını vereceğini taahhüt etti. Fakat bu Çin’in ana hissedar olacağı anlamına da gelmiyor. Şu an için en büyük hissedar olan ve doğal olarak veto hakkını da elinde bulunduran Çin, çok taraflılıktan yana ve diğer ülkelerin daha yüksek oranda hisse satın almayı istemeleri durumunda kendi hissesinde azaltmaya gidebileceğini belirtiyor.

Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın Arka Planı

Trans-Pasifik Ortaklığı(TPP), AKB ve son dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un Kasım 2011’deki bir yazısında, “21. yüzyıl Amerika’nın Pasifik yüzyılı olacaktır” söylemiyle birlikte Amerika, dış politikasında yüzünü Orta Doğu’dan Asya-Pasifik’e çevirdiğini resmen bildirmiş oldu. Çin ile Japonya arasındaki “Diaoyu Adaları Sorunu”, Hong Kong’daki “Merkezi İşgal Et” hareketi ve benzeri olaylar, bununla birlikte Amerika’nın “iyi niyetli” diplomatik müdahaleleri bölge devletlerinin Asya’nın güvenlik ve diplomasi açısından yeterliliği konusunu bir kez daha düşünmesine sebep oldu. Yaşanan bu olaylar ise doğal olarak Asya ülkelerini dışarıdan gelebilecek müdahale veya olası saldırılara karşı tek çözüm olan işbirliğini yapmaya itti. Bu yüzden Çin’in fikir öncülüğünü yaptığı “Shanghai İşbirliği Örgütü”, “Yeni İpek Yolu Ekonomik Hattı”(YİEH) ve “Asya Altyapı Yatırım Bankası” özellikle diğer Asya ülkeleri tarafından ilgiyle karşılandı ve oldukça rağbet gördü.

Asya bölgesindeki ulusal mekanizmaların çalışma yapısına baktığımızda, işbirliği için başı çekecek bir lidere olan ihtiyaç açık bir gerçek. Jeopolitik, ekonomi ve doğal kaynak gibi birçok alanda önder ülkelere sahip bölgede, tek çatı altında birlik olmadıkça uluslar arası platformdaki varlıklarını uzun süre sürdürebilmeleri ve çıkar ortaklığını sağlamaları mümkün değil gibi gözüküyor. Bu bağlamda, itici dinamiklere ve işbirliği gücüne sahip olmayan bir Asya’nın günden güne zayıflaması da kaçınılmaz olacaktır. Örneğin; APEC, Pekin’de düzenlenen son zirveye kadar dünya gündeminden düşmüş ve varlığı adeta unutulmuştu. Bunun en büyük sebebi ise uzun süre boyunca ortaya herhangi bir somut çalışmanın atılmamış olmasıdır. Pekin’de yapılan son oturumda ise Serbest Ekonomi Bölgesi ve YİEH’nin gündeme getirilip üzerinde somut bir çalışma yapılması diğer ülkeler tarafından da olumlu karşılanmış ve onayları alınmıştır. Ortaya atılan yeni fikirlerle APEC dünya gündemine yeniden oturmayı başarmıştır. Son birkaç yılda Çin’in öne sürdüğü YİEH ve benzeri projelere baktığımızda, Asya’daki itici güç ve liderlik görevini üstlenmeye en uygun ülkenin Çin olduğu görülmektedir.

Çin’in Dış Politika Vizyonundaki Değişim ve AAYB

2012 yılında Obama hükümetinin stratejik yönelimini Asya-Pasifik’e kaydıracağını açıklamasının ardından bölgedeki geleneksel rekabet ortamı daha da karmaşık bir hale bürünmüştür. Mevcut durumda Avrupa’nın ASEM, Amerika’nın ise TPP mekanizmaları ile bölgedeki arayışları özellikle Güney Doğu Asya’da iş birliği alanını oldukça daraltmıştır. ABD’nin bölgedeki çevreleme politikası neticesinde dünyanın ikinci büyük ekonomisi olma unvanını elinde bulunduran Çin, Asya-Pasifik’te dış politika açısından çıkmaza girmiştir. Ayrıca bölgede lider ülke olma refleksi gösterememesi ve küresel güçlerle olan mücadelesinde pasif kalması sebebiyle yeni diplomatik arayışlar içerisine girmiştir. Özellikle 2013 yılında Xi Jinping hükümetinin göreve gelmesiyle etkinliğini artırmaya çalışan Çin, ürettiği politikalar ve yaptığı diplomatik manevralarla Asya-Pasifik’te ABD’yi dengelemeye çalışmasının yanı sıra uluslararası konumunu güçlendirmenin ve bölgede lider ülke olmanın yollarını aramaktadır. Son iki yıl içerisinde güttüğü politikalarıyla oldukça etkin olmayı başaran Pekin hükümeti, özellikle YİEH’yi açıklamasıyla birlikte uluslararası platformda tüm dikkatleri üzerine çekmiştir. ABD’nin stratejik yönelimini Asya-Pasifik’e kaydırmasına karşın Çin bölgedeki mevcut mücadelede etkin kalarak Amerika’nın daha az etkin kaldığı coğrafyalarda etkinliğini artırmak istemektedir. Dış politikada oluşturduğu bu vizyona ise yaptığı iç ve dış reformlarla destek vermektedir. Bu bağlamda YİEH’ nin yürürlüğe girmesi adına 2014 Çin Ulusal Halk kongresinde birçok önemli iç ekonomik reformlar belirlenmiştir. Finansal ve ekonomik sistemi daha açık bir hale getirmeye yönelik olan reformlar, ekonomik gelişimin devam etmesini sağlarken, Çin para birimi Yuan’in ise daha konvertibl bir para birimi olmasını amaçlamaktadır. Böylelikle Yuan’in tüm dünyanın kullandığı ortak para birimi olmasının önü açılacaktır. Çin’in kurulmasında aktif rol oynadığı AAYB, belirlenen dış politika konseptine finansal anlamda büyük bir destek sağlayacağa ve hedeflenen YİEH projesinin amacına ulaşması adına Çin’in en önemli kozlarından biri olacağa benziyor.

Çin, son birkaç yılda YİEH projesiyle ve özellikle birkaç ay önce düzenlenen APEC zirvesinde öne sürdüğü Serbest Ticaret Bölgesi’nin kuruluşu önerisinin ardından, AAYB’ nin kuruluşu ile Amerika’nın hem Asya hem de dünya sahnesindeki yerini ciddi manada sarsmış oldu. Aynı zamanda Çin, AAYB’ nin kuruluşu ile içinde Japonya’nın da başrol oynadığı AKB’nin bölgedeki faaliyetlerine karşı bir denge ve kontrol mekanizması oluşturmuş oldu.

Amerika, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Marshall Planı’yla birlikte yaptığı dış yardımlar sayesinde doların dünya parası olması adına altyapı oluşturmuştu. Son yıllardaki projeleri ve AAYB’nin kuruluşu Çin ekonomisinin küreselleşmesi adına çok yönlü bir platform görevi üstlenirken, aynı zamanda Çin’e Yuan’ in dünya parası olması adına Marshall Planı’na benzer bir fırsat sunduğunu da söyleyebiliriz.

Son yıllarda Çin’in diğer ülkelere nazaran yatırımlara karşı olan aşırı bağlılığı, günümüzde Çinli akademisyenler tarafından sık sık eleştirilmekte. Buna rağmen 2010 yılında Japonya’yı da geçerek Asya’nın bir numaralı büyük ekonomisi olan Çin, uluslar arası platformda da en büyük yatırımcı ülke dalında üçüncü sırayı almış ve hâlihazırda 120 farklı ülkenin en büyük ticaret ortağı olmuş durumda. AAYB Asya’nın mevcut mevduatı ile altyapı yatırımları arasında oluşturacağı ara bağlantı sistemi ile bölgede Amerika’nın başı çektiği finansal düzene karşı denge mekanizması oluşturacak. Bu bağlamda Çin, AAYB’nin kurulmasıyla birlikte, Asya ülkelerinden gelişmiş ülkelere olan ters para akışının önüne geçip, akışın yönünü suni finansal piyasalardan reel ekonomiye doğru çevirecek.

Kısacası Çin, AAYB’nin kurulması ile kendi para biriminin uluslararası etkinliğini artırmayı hedeflemektedir. Geniş çerçevede görünen ise Çin, YİEH için uygun zemini oluşturarak dış politikada ABD’ye karşı izlediği denge politikasını revize etmek istemektedir. Aynı zamanda AAYB vasıtasıyla bölge ülkelerin alt yapı sorunlarını çözmesinde kolaylık sağlayarak, pasifize edilen kimliğini yeniden etkinleştirmeyi hedeflemektedir.

AYYB’nin Çin Diplomasisi’ne Getirdiği Yenilikler ve Muhtemel Sorunlar

Başta İngiltere olmak üzere, batılı ülkelerin bankaya kurucu üye olarak katılması AAYB’ nin kısa zamanda dünya gündemine oturmasına sebep oldu. Ayrıca Amerika ve Japonya’nın banka üyeliğine katılmayacağını açıklaması da Çin’in ABD önderliğinde oluşan dünya finansal düzenine karşı baş kaldırışı olarak yorumlandı. Hedeflenenin üzerinde bir etki alanı oluşturan AAYB, bünyesinde Çin için dış politikada birçok yenilik ve muhtemel problemlerin çözümünü barındırıyor. Yeniliklerden ilki, AAYB’nin kuruluşu ile Pekin hükümetinin ilk defa kendi ortaya attığı bir uluslararası organizasyonu kuruyor olması. Aynı zamanda organizasyonun kurallarını belirleyen başat ülke olacak. Böylelikle Çin, uluslararası organizasyonlara katılımcı ülke konumundan uluslararası organizasyon kuran ülke konumuna yükselmiş olacak. İkincisi ise kuruluşun çeşitli kaynak ihtiyaçlarını karşılayan büyük bir ülke olacak olması. İnsan kaynaklarından sermayeye kadar bankanın kuruluşunda gerekli olan bütün kaynakları Çin karşılayacak. Bankanın merkezi Pekin’de olacak, ayrıca bankanın ilk başkanının Çinli olması da kuvvetle ihtimal. Fakat tüm bu olumlu gelişmelerin yanı sıra bir o kadar da aşılması gereken problemlerin olacağı ve Çin diplomasisi sınanma sürecinden geçeceğe benziyor. Kurucu üye başvuru sürecinin oldukça etkili ve başarıyla sonuçlanmasının ardından, banka mevzuatının da belirlenecek olması Çin diplomasisini bekleyen önemli bir sınav. Mevzuatın diğer kurucu ülkelerle birlikte oluşturulma esnasında Çin’in tüm ülkelerin çıkarlarını nasıl koruyacağını ya da nasıl bir ortak çıkar noktası oluşturacağı cevabı merakla beklenen sorulardan birisi. Fırsatçılık ve eşitliği ön plana çıkaran banka sloganının karşısında, Çin diplomasisinin esnekliği ve sistemsel yapısı muhtemel çıkar anlaşmazlığında nasıl bir yol izleyecek? Bir diğer sorun ise kurucu üye ülkeler içerisinde birçoğunun Asya Kalkınma Bankası (AKB) ile olan ilişkisi. Önümüzdeki yıl AAYB’nin resmen yürürlüğe girmesiyle AKB ve kredi çeken ülkelerle olan ilişkileri nasıl gerçekleşecek? Ayrıca yatırım projelerinin güvenlik ve istikrarı nasıl garanti altına alınacak? Tüm bu sorular ve getirmiş olduğu karmaşık cevaplar bankanın en büyük kurucu ülkesi olan Çin’i düşündüren ve aşması gereken sorunlar olarak karşısına çıkıyor.

Özetle AAYB’nin kurulması mevcut finansal sisteme karşı Çin’in oluşturmuş olduğu bir alternatif olmakta. Hedeflenen üye sayısının aşılmasıyla uluslararası etkinliğini artıran oluşum, önümüzdeki günlerde Çin diplomasisini önemli bir sınama sürecine sokacağa benziyor. Özellikle ABD ve Japonya gibi iki büyük ekonomiyi de karşısına almasından ötürü ekonomi diplomasisi açısından Pekin’i bekleyen mevcut sorunların başarılı bir şekilde çözülüp çözülemeyeceği merak konusu.

Türkiye’nin Üyeliği

Japonya ziyareti sırasında Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş AAYB ile ilgili “Türkiye’nin bu banka ile ilgili özel bir ilgisi ve çalışması yok” demişti. Kurtulmuş’un ifadelerinin ardından kısa bir süre sonra Hazine Müsteşarlığı yaptığı açıklama ile Türkiye’nin bankaya kurucu üye olmak için resmi başvuruda bulunduğunu belirtti. Yapılan başvurunun ardından geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin de kabul edilmesiyle AAYB’ ye tam kurucu üye olarak kabul edilen ülke sayısı 57’yi bulmuş oldu.

Türkiye AAYB sayesinde bölgedeki altyapı yatırımlarını finanse etmeyi, AAYB’nin şirketler için sağlayacağı proje finansmanından faydalanmayı düşünüyor. Son günlerde yaşanan olaylardan dolayı Türk ekonomisinin büyük bir yara aldığı ve Türk Lirası’nın uluslararası piyasada kaybettiği değer ortada. AAYB ise halen kanamakta olan bu yaralara “tampon” görevi görebilecek nitelikte bir kuruluş. Eğer Türkiye mevcut yapıda aktif rol oynayabilirse, Türkiye için yeni fırsatların doğması da kaçınılmaz olacaktır. Bankanın oluşturacağı küresel pazardaki yatırım projelerinden faydalanarak, kendi ekonomisindeki sorunlarını çözebilecek yeni ürün ve sermaye ihraç alanlarına daha kolay erişebilecektir. Ayrıca IMF, Dünya Bankası ve AKB gibi uluslararası bankacılık sistemine yeni alternatif oluşturan AAYB’nin oluşturacağı yeni düzenle, Türkiye ekonomisi dolara olan bağımlılığını en aza indirgeyebilir. Aynı zamanda uluslararası platformda kaybettiğimiz itibarı yeniden kazanmak adına atılacak önemli bir adım olabilir.  

 

KAYNAKÇA

亚投行的前景与挑战, 孙兴杰, 中国经济和信息化, 2014-05-25

亚投行背后的战略角逐, 王健, 社会观察, 2014-12-05

亚投行助力“一带一路”基础建设, 崔丽媛, 交通建设与管理, 2014-11-08

亚投行金融攻略, 史可; 杨为敩, 齐鲁周刊, 2015-03-20

美国为何反对亚投行的创建, 梁海明, 英才, 2014-12-01

[1]  21 Kurucu Ülke: Bangladeş, Brunei, Kamboçya, Çin ve Hindistan Kazakistan Kuveyt, Laos, Malezya, Moğolistan, Myanmar, Nepal, Umman, Pakistan, Sri Lanka, Filipinler, Katar, Singapur, Tayland, Özbekistan ve Vietnam.