Geçtiğimiz hafta içerisinde Çin’in en çok konuşulan gündemlerinden biri Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Ortadoğu’nun üç önemli ülkesi olan S.Arabistan, Mısır ve İran’a gerçekleştirdiği ziyaret idi. Ziyaretin yakın zamanda Ortadoğu’da yaşanan yüksek gerilimli bir atmosferin ardından gerçekleştirilmesi, Xi dönemi Çin’in dış politika eğilimlerini anlama adına önemli bir gelişme olarak görülebilir.

Çin’in Ortadoğu’da nasıl bir konum almak istediğini belirlemeden önce, Pekin’in dış politika stratejisinde yaşanan gelişmelere kısaca göz atmak faydalı olacak. Xi dönemi ile birlikte Çin’in iç ve dış politikada farklı bir yapılanmaya gittiğini söyleyebiliriz. ‘Kapsamlı ve Derinlemesine Reform’, ‘Çin Rüyası’, ‘Tek Kuşak Tek Yol (OBOR)’ açılımları böylesine bir değişimin tezahürü niteliğinde. Dış politika açısından dikkat çeken en önemli açılım kuşkusuz ‘OBOR’ projesi. Her ne kadar ekonomik ve enerji konularında temellendirilen bir proje olsa da, daha geniş bir çerçevede Çin dış politika stratejisinin geleneksel alan sınırlarından dışa açılımı olarak görülebilir.

Çin dış politika stratejisindeki değişim

Çin 1979’yılından bu yana elde ettiği başarılı kalkınma ile dünyanın ikinci büyük ekonomisi olmayı başardı. Deng Xiaopin’in baş mimarı olduğu ‘Reformlar ve Dışa Açılım’, böylesine başarıda önemli rol oynarken, Çin dış politika stratejisini Sovyet bloğu ekseninden çıkararak, kısmen Güney Doğu Asya eksenine kaydırdı. Dış politikada Amerika ile geliştirilen ilişkilerden sonra en büyük adımın Güney Doğu Asya bölgesine yapılması, Çin’in tek taraflı jeostratejisini daha reel bir düzleme çekerken, ülke içerisindeki ekonomik reformlara da yeni pazar imkanı sundu. Fakat ABD’nin Asya-Pasifikteki yadsınamaz gücü ve bölge ülkeleriyle olan sıkı ikili ilişkileri Çin’in ABD tarafından çevrelenerek, etkinliğinin sınırlandırılması olarak yorumlandı. Nitekim Çin’in dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü olarak yükselmesi Güney Doğu Asya bölgesinde yaşanan tarihi ya da sınır problemleri ile gölgede kaldı. Öyle ki Filipinler Vietnam gibi Çin ile kıyaslanmayacak ölçekteki ülkeler aldıkları destek ile Güney Doğu Asya’da Çin’e çok rahat meydan okuyabilirken, ABD-Japonya müttefikliği ise Çin’in bölgede ve dünyada yükselişine set çekmeye çalışıyor. 2011’yılında ABD’nin alenen dış politika stratejisini Asya-Pasifik bölgesine kaydıracağını açıklaması, Çin’i dış politika eğilimlerini kısır bir döngü içerisinde olan Güney Doğu Asya’dan diğer bölgelere kaydırmaya yöneltti.

2012 yılı sonlarında başlayan bu değişim, somut anlamda Xi Jinping döneminde kendini göstermeye başlıyor. Orta Asya ve Ortadoğu artık Çin dış politika ajandasını daha sık meşgul eden bir gündem maddesi olarak karşımıza çıkabilir. Nitekim Xi’nin Kazakistan’da ilk kez açıkladığı ‘OBOR’, hem yer ve zamanla bakımından hem de projenin coğrafik yönelimi bakımından dış politikada yaşanan stratejik yeni yönelimin önemli bir göstergesi. Bu yeni stratejik yönelim daha fazla ekonomik pazar ve daha fazla enerji tedariki olarak yorumlanırken, asıl gözden kaçan Çin’in dış politikada böyle bir hamle ile kendine yeni manevra alanları açarak uluslararası konumunu yükselttiğidir. Bu aynı zamanda Çin için daha fazla öneme haiz olan Güney Doğu Asya sorunlarının çözümü adına ABD ve bölge ülkelerine karşı zaman kazanma çabası ve daha esnek bir dış politika zemini hazırlaması olarak görülmelidir. Ayrıca ‘süper güç adayı’ Çin’in tüm ülke reflekslerini Güney Doğu Asya ile sınırlandırmak istememesi olarak da yorumlanabilir.

Xi’nin Ortadoğu ziyareti

Dış politika stratejisinde yaşanan bu değişimle birlikte Çin, Ortadoğu’yla olan  ilişkilerine ve bölgesel sorunlara daha fazla ilgi duymakta. Xi’nin ziyaretinden çok kısa bir zaman önce Çin Dışişleri Bakanlığı’nın ilk kez resmi olarak yayınladığı ‘Çin’in Ortadoğu Politikası’ başlıklı belge oldukça manidar. Bu açıdan Çinli liderin uzun bir aranın ardından bölgeye gerçekleştirdiği ziyaret iki başlık altında yorumlanabilir. Birincisi, dış politika ekseninde Ortadoğu’da küresel aktörlere karşı dengeleme hamlesi, ikincisi ise Çin’in değişen dış politika anlayışında bölgenin istikrarına nasıl katkı sağlayabileceğini test etmesi.

Son bir yıldır yüksek gerilimlere sahne olan Ortadoğu, bir çok karmaşık denklemi içinde barındırırken, ortaya çıkan tabloda ABD bölgede eskiye nazaran daha az sorumluluk alma yönünde tavır sergiliyor. ABD’nin Afganistan, Irak işgallerinin hem ülke içi eleştirisi hem de bölge ülkelerinde oluşturduğu negatif imaj Obama hükümetiyle bölgeden çekilerek restore edilmeye çalışıldı. Bugün yaşanan gelişmelerle ABD bölgede aynı hatalara düşmek istemiyorken, bir adım ötesinde yaşanan kargaşalarla Çin’i bölgeden dışlamak istiyor olabilir. OBOR’un önemli sac ayaklarından biri olan Ortadoğu, yaşanan kargaşalarla OBOR’dan dışlanarak Çin’e karşı uzak coğrafyada hamle yapılıyor. Nitekim OBOR ‘ortak kazanç’, ‘ortak kader birliği’ gibi sloganlarla yola çıkarak küresel bir değer birliği oluşturmaya çalışırken, Ortadoğu’nun projeden çıkarılması hem ekonomik ve enerji boyutuyla önemli bir potansiyeli saf dışı edecek, hem de Çin’in büyük ülke imajıyla sunduğu küresel söylemler etkisizleştirilecek. Bu açıdan bakıldığında Xi’nin S.Arabistan-İran geriliminin arından gerçekleştirdiği ziyaret, Çin’in Ortadoğu’da arabulucu bir rol oynamasından ziyade, bölge ülkelerini ihtilale çağırarak,  projeye daha fazla motive etme şeklinde yorumlayabiliriz. Sonuç olarak S. Arabistan Çin’in en önemli petrol tedarikçisi iken, İran Pekin yönetimi açısından hem önemli bir stratejik partner hem de ambargonun kaldırıldığı bugünlerde önemli bir pazar konumunda. İki ülkenin Ortadoğu’daki gerilimi bir üst düzeye çıkarması halinde diğer küresel güçlere nazaran en çok zarar gören ülke Çin olacak. Böylesi bir durumla karşılaşmak istemeyen Çin, dış politika da yaptığı bu hamle ile küresel arenada kendi konumunu diğer güçlere karşı dengeliyor.

Ziyaretin mahiyetini ortaya koyan bir diğer husus ise, Çin’in değişen dış politika stratejisini somut girişimlerle pratiğe dönüştürme çabası olarak görülebilir. Daha önceki dış politika anlayışında sorunlara müdahil olmayan, ‘tarafsızlığını’ korumak isteyen bir Çin var iken, yeni değişimle olaylara daha müdahil olmak isteyen bir görüntü ortaya çıkıyor. Ayrıca böylesine bir yönelim tamamen Çin taraflı olmazken, bölge ülkeleri de Çin’i Ortadoğu’daki sorunlarda daha etkin görmek istiyor. Yakın zamanda yaşanan Pekin yönetiminin Suriyeli hükümet ve muhalif tarafları davet etmesi, Irak’ın Türkiye ile yaşadığı asker krizinde Çin’den konunun BMGK’ye taşınmasında talep ettiği yardım Çin-Ortadoğu karşılıklı ilgisinin bir yansıması olarak görülmelidir. Ortadoğu’nun karmaşık yapısı ve bölgeye olan tecrübesizliğini bilen Çin, bu konuda ABD örneğini sürekli göz önünde bulunduruyor. Bölgede sorunlar bataklığına düşmek istemeyen Pekin yönetimi, Ortadoğu’ya yönelik aktif politikalarını kademe kademe ortaya koymak istiyor. Bu durumda Ortadoğu’daki sorunlara kalıcı çözüm ya da yeni argümanlar üretmekten yoksun olan Çin, daha çok ekonomik avantajlarını kullanarak bölgede test sürüşleri yapıyor diyebiliriz. Ayrıca Çin’in bölge sorunlarına yönelik yaptığı çıkarımda, ekonomik kalkınmanın bölge istikrarının ilk şartı olduğu tespite unutulmamalıdır. Nitekim son ziyaretle birlikte üç ülke ile yüksek hacimli ekonomik anlaşmalar imzaladı ve Çin Arap ülkelerine ekonomik destek sağlayacağını açıkladı .

Sonuç yerine

Xi dönemi ile birlikte yeniden yorumlanan Çin dış politika stratejisi, komşu ülkeler ve Güney Doğu Asya gibi geleneksel coğrafyadan sıyrılarak ilgisini Orta Asya ve Ortadoğu bölgesine kaydırmış durumda. Böylesine bir değişimin Çin’in dış politikada dengeleyici manevra alanı aramak istemesi ve ekonomik gücünün getirmiş olduğu uluslararası konumu yükseltmek istemesi olarak yorumlayabiliriz. Değişimin yaşandığı böylesine bir politikada Orta Asya, ŞİÖ ve Çin’in bölge ile olan tarihi ilişkiler kapsamında uygun bir alt yapı sunarken, aynı durumu Ortadoğu için söylemek mümkün gözükmüyor. Şimdiye kadar ABD’nin arka bahçesi olarak görülen bölge Çin için enerji ithalatçısı ve ekonomik pazar olmaktan öteye gidemedi. Çin OBOR’la bölgeye kapsamlı ve yenilikçi bir giriş yapmak istese de, bölgenin kısa vadede ihtiyacı olan barış ve istikrar adına sunacağı argümanlar oldukça kısıtlı. Çin’in ekonomik avantajlarını kullanarak bölgeye yapacağı yatırımlar ya da bölge ülkelerinin Çin pazarına daha fazla girmesi kısa vade de geliştirilebilecek alanlar. Çin Ortadoğu’da daha fazla aktif olmak istiyorsa, ki değişimle birlikte ortaya çıkan tablo istekli olduğunu gösteriyor, o zaman Çin bölgenin gidişatını iyi okuyarak yeni, çok boyutlu ve uzun soluklu politikalar üretmek zorunda. Aynı zamanda bölgesel ve küresel güçlerle çıkar çatışması yaşamadığı bir zemin hazırlamak durumunda. Böylesine bir zeminin oluşması için ise Çin bölgeyi tüm dinamikleriyle derinlemesine tanımalı. Bu şartların yerine getirilmesi dahilinde Çin’in Ortadoğu’da arabulucu, sorunları çözücü, bölgenin barışına katkı sağlayan bir ülke olduğu yorumunda bulunabiliriz. Xi’nin gerçekleştirdiği ziyaretler böylesine bir yorumdan uzak iken, Çin’in bu doğrultuda deneme çalışmaları içerisinde olduğunu söyleyebiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here