“Çin Tarihi” kitap özeti serisi -1-

0
214 views

Çin kadim tarihi ve köklü medeniyetiyle hâlâ bir çoğumuz için keşfedilmeyi bekleyen bir ülke. Dünya arenasında günümüzün yükselen aktörü olan Çin’i tarihi ile anlamak bu esrarengiz medeniyete yapılacak keşifin ilk adımı olsa gerek.

Çin tarihi alanında Batı dünyasında yazılmış bir çok eser olmasına rağmen, Türk akademi dünyası bu konuyla ilgili tatmin edici eser ortaya koymada geride kalmıştır. Fakat Çin tarihi alanında Türk okurlar için Batılı eserlerden çevrilmiş bir kaç kitap bulmak mümkün.

Academia China ekibi olarak İngiliz yazar Jonh Keay’ın “China: A History” adlı eserinin çevirisi olan Çin Tarihi kitabını siz değerli takipçilerimiz için kısa özetler şeklinde derledik. Toplamda 16 bölümden oluşan kitabın her bölümünün kısa özetlerini periyodik bir şekilde yayınlayarak okurlarımızın Çin tarihi hakkında bilgi edinmesini amaçlamaktayız. Kitabın bir bütün olarak okunmasının daha faydalı olacağını hatırlatmakla birlikte, yaptığımız özet çalışmasını önemli gördüğümüz noktaları ön plana çıkararak yazdığımızı belirtmek isteriz.

Kitap adı: Çin Tarihi

Yazar adı: John Keay

Yayın evi: İnkılap Kitabevi

Çeviren: Neşe Kars Tayanç

Sayfa sayısı: 542

Baskı tarihi: 2011

ISBN numarası: 9789751031365

 

Birinci Bölüm: Yazım Törenselliği

Çin’de evrenin başlangıcı kabul edilen bir olgudur. Bu yüzden Çin’de yaratılış değil başlangıç mitleri vardır ve bu mitler evrenin başlangıçta nasıl olduğunu izah eder. MÖ. 3. Yüzyılda yazılmış olan Huainanzi adlı eserde evrenin başlangıçta bulanık ve şekilsiz olduğu ardından herşeyin şekillenip Büyük Başlangıç’ı ortaya çıkardığı bildirilir. Büyük Başlangıç boşluğu, boşluk evreni, evren Qi’yi (yaşam kaynağı) yaratmıştır. Neticede berrak ve hafif olanlar göğe yükselmiştir, ağır ve yoğun olanlar ise yeryüzünü oluşturmuştur. Bu farklı bir mitte Yin ve Yang olarak da anlandırılmıştır. Pan Gu denilen ruhsal varlık yere düşen Yin ile göğe çıkan Yang arasında durmuştur ve ölü bedeninin parçaları dünyayı şimdiki haline getirmiştir. Örneğin kanı nehirler, kasları toprak, saç-sakalı bitki örtüsünü oluşturmuştur. Lakin burada unutmamak gereken bir nokta vardır, o da Çin geleneğinde ruhlar veya tanrıların asla bir şey yaratamayacak olduklarıdır. Onların yaptıkları sadece bir harekete geçirme, destekleme, düzenleme ve düzeltmeden ibarettir.

Çin mitolojisinde Gök Kubbe ile dünya birbirinden çok uzaktır. İkisi arasında gezinmeyi Pan Gu gibi ruhsal varlıklar ve tanrılar yapabilir. Ayrıca diğerlerinin bu boşluğu açması için köprü olabilirlerdi. Ama boşluğun kapatılmayacak kadar genişlemesi ile sadece kendisine göksel güçler lütfedilen aileler bu boşluğu geçebileceklerdir. Bu, Çin’deki üst tabaka ve halk ayrımının temelini oluşturur. Bu ayrımın neden olduğu iletişimsizlik ve düzensizlik, Çin’in devasa yasal imparatorluk ağacının başında bulunan, ilahi güçlere sahip olan beş imparatordan ikincisi Zhuan Xu tarafından, Gök Kubbe ve dünya arasında geçiş yasaklanmak suretiyle giderilmiş ve böylece erdemli yaşam insanlara hakim olmuştur.

Beş İmparatordan ilki Sarı İmparatordur, ikincisi Zhuan Xu, üçüncüsü Yao, dördüncü Shun ve beşincisi de Yu’dur. İlk dört imparator kendi oğullarını değil liyakatli olanları göreve seçmiştir. Yu ise kendi oğlunu veliaht tayin ederek hanedanlık dönemi perdesini açmıştır. İlk hanedanlığın adı Xia’dır lakin Çin kaynaklarında Xia hükümdarlarına imparator değil kral denir. Beş İmparator’un aksine Xia krallarının yarı ilah olduğuna inanılmaz. Xia’dan sonra Shang ve Zhou hanedanlıkları gelmiştir. Bu üç hanedanlık dönemi tahmini MÖ 2000 lerden MÖ 256’lara kadar yaklaşık 1800 yıl sürmüştür.

Bu dönemdeki gelişmelerden günümüz dünyasının haberdar olmasının iki temel etkeni vardır. Bunlardan birincisi dönemin bronz işleme sanatında ulaştığı seviyedir. Çeşitli mezarlarda bulunan bronz eşyaların sanatları ve boyutları araştırmacıları dönemle ilgili çeşitli varsayımlara itmiştir. Bu varsayımlardan en önemlisi, Sarı Nehir gibi Yangze Nehri’nin de Çin medeniyetinin başlangıcında önemli rol oynadığıdır. Bu görüş geleneksel tarihi görüş olan ve sadece Sarı Nehir’i ön plana çıkaran görüşe açıkça meydan okumaktadır.

Bazı mezarlarda bronz eşyalardan başka çok fazla miktarda kemik kalıntısı da bulunmuştur. Shang döneminde ölen seçkinler bu dünyadan yalnız gitmemek için akrabalarını, hizmetlilerini ve hatta evcil hayvanlarını dahi birlikte götürmüşlerdir.

Günümüz dünyasını üç bin yıl öncesinden haberdar eden ikinci etken ise kemikler ve kaplumbağa kabuklarıdır. Bugüne kadar çoğunun gerçek olduğu belirlenen yaklaşık 7000 sığır kemiği ve kaplumbağa kabuğundan oluşan 100.000 parça gün ışığına çıkartılmıştır. Kemik ve kabuklar 3000 yıllık bir zaman dilimi içinde, MÖ. geç IV. binyıldaki Longshan kültüründen, MÖ erken I. binyıldaki Zhou Hanedanı’na kadar uzanır. Fakat bunların kullanımını standartlaştıran ve kayıt aracı olarak değer kazanmalarını sağlayan Anyang’ı merkez edinen Shang’dı. Bu kemik ve kabukları numaralandırmak suretiyle sınıflandıran ve buna göre arşivleyen de yine Shang Hanedanlığı idi.

Geç dönem Shang iktidarı genellikle “devletçikler devlet” olarak tanımlanır. Bu, devletin direk yönettiklerinden ziyade dolaylı olarak yönettiklerinin daha çok olduğunu ifade maksatlıdır. Antik Çin’de devletçikleri devlete bağlayan güç veya toprak değil kan bağıdır. Bu devletçiklerin yöneticileri hanedanın soyundan gelenlerdendir. Aslında Shang da o devre göre küçük ve dış saldırılara açık bir devletti ve bulunan verilere göre hakimiyet alanı da Henan ile Shanxi eyaletleri arasında yer almaktaydı.

Shang, siyasi olarak on yüzyıl sonra gelecek birleşik imparatorluğun habercisi sayılamaz ama kültürel olarak Çin medeniyetine çok derin izler bırakmıştır. Kan bağı ve soyağacına, ata-torun bağına, ritüellere ve takvim sistemine yapılan vurguların kökeni Shang döneminde yatar. Ayrıca bundan üç bin yıl önce yazı kullanmak ve bunlardan kayıtlı bir arşiv sistemi oluşturmak da kayda değer bir noktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here