“Çin Tarihi” kitap özeti serisi -2-

0
187 views

Kitap özetinin birinci bölümüne ulaşmak için tıklayınız.

İkinci Bölüm: Bilgeler ve Kahramanlar (MÖ 1050 – 250)

Zhou Krallığı, MÖ 12. yüzyılda Sarı Irmak’ı besleyen akarsulardan biri olan Wei kenarında egemenlik sürüyordu. Dönemin Shang kralları aşırı yozlaşmasından ötürü Evren’in gazabını çekiyordu. Chiang ırkından gelinler alarak bu ırkın gücünü arkasına alan Zhou kralı Shang kralına Muye adlı mevkide meydan okudu. MÖ 1045 yılında meydana gelen savaşta Shang ağır bir yenilgiye uğradı. Zaferden sonra ülkesine geri dönen Zhou Kralı Wu iki yıl sonra öldü ve yerini genç ve deneyimsiz olan Cheng’a bıraktı. Ölen kralın kardeşi ve yetenekli bir lider olan Zhou Dükü ise isteksizce dahi olsa genç kralın yardımcısı oldu. Lakin genç kralın diğer kardeşleri bu duruma karşı çıktılar ve Shang hanedanlığından bir prensle işbirliği yaparak Zhou’a savaş açtılar. Çeşitli kehanetlerin de desteğini alan Zhou Dükü ve Kral Cheng, deniz kıyısına gelene kadar savaştılar ve ülkenin mutlak egemenliğini ele geçirdiler. Bundan yedi yıl sonra Zhou Dükü gücünün doruğundayken bütün iktidarı meşru sahibine, Kral Cheng’e terk etti. Zhou Dükü’nün bu feragati Çin tarihi boyunca farklı hareketlere meşruiyet kaynağı sağlayacak ve tarihçiler tarafından saygıyla yâd edilecektir.

Zhou krallığının bir diğer önemli özelliği ise sonraki dönemdeki hanedanlıkların (Han, Yan, Jin, Qi, Lu, Tang, Song sayılabilir) oluşumuna yaptığı katkıdır. Shang’ı mutlak olarak yendikten sonra yeni topraklar akrabalar ile komutanlar arasında tımar olarak bölüştürülmüştür. Bu devletçikler ileride yukarıda ismini saydığımız hanedanlıklar halini almıştır. Belki de feodal federalizme gösterdiği bu hoşgörü yüzünden Zhou namuslu ve temiz kabul ediliyor ve tarih boyunca hayırla yâd ediliyordu. Bu Konfüçyüs’ün öğretisinde de yer alır. Konfüçyüs’e göre yol geçmişe dönen yoldur; düzen yeniden sağlanacaksa bu, insanların Zhou’u örnek almasıyla olacaktır. Konfüçyüs: “Ben Zhou’dan yanayım!” demiştir.

Zhou Muye zaferinden sonra çevre devletleri kontrol etmekte sürekli sıkıntılar yaşadı. Yenilgileri zaferlerini geçti ve 771 yılına gelindiğinde egemenlik manasında Zhou sona erdi. Bu tarihten sonra 500 yıl boyunca Zhou, hükümdarlığı olmayan papa gibi ritüeller ile ayakta kaldı. Bu hanedan boşluğu dönemi tarihçiler tarafından ikiye ayrılır:İlkbahar-Sonbahar Dönemi(MÖ 770-481) ve Savaşan Devletler Dönemi(481-221). Bu dönemin böyle ikiye ayrılmasının temel sebebi savaşan devletlerin sayısıyla alakalıdır. İlkbahar-Sonbahar Döneminde 148 adet yarı egemen devletten bahsedilir. Bu devletlerin sayısı Savaşan Devletler Dönemi’ne gelindiğinde önce yediye, ardından da üç büyük tarafa kadar düşmüştür. Ayrıca Savaşan Devletler Dönemi’nde, adına yaraşır bir şekilde, geriye kalan büyük güçler arasında tam 256 adet savaş yaşanmıştır.

Zhou iktidarının bitmesiyle başlayan siyasi karışıklıkların aksine Çin fikir dünyasında yeni temeller atılıyordu. Laozi, Mozi, Mengzi gibi Çin felsefesinin temel taşları niteliğinde olan fikir insanları Savaşan Devletler Döneminde görüşlerini beyan etmiştir. Ama bu insanlardan daha çok tanınan ve dünyaya hala tesir etmeye devam eden birisi vardır ki adı Konfüçyüstür. Fiziki olarak çok güçlü olan Konfüçyüs askerliğe pek ilgi duymaz ve kendini ilme verir. Konfüçyüs’ün değeri kendi çağında pek anlaşılmaz lakin öldükten sonra hayat hikayesi kulaktan kulağa yayılır ve öğretisi evrensel bir değer kazanır. Konfüçyüs’e göre oğullar babalarını, eşler kocalarını, küçük kardeşler ağabey ve ablalarını, tebaalar da hükümdarlarını onurlandırmalıdır. Üst tabaka, sadık, güvenilir olmalı, dikkatli konuşmalı ve hepsinin üstünde başkalarına, kendilerine davranılmasını istedikleri şekilde davranmalıdır. Yasalar ve cezalar kaçamaklara davetiye çıkarır, bunun yerine ahlak geleneklerine ve ritüellere dayanarak yönetmeli, böylece insanların kendilerini düzeltmeleri sağlanmalıdır. Özünü eğitme erdemin anahtarıdır. Konfüçyüs’ün kendisi bile bilgiyle doğmamıştır, o sadece “geçmişi seven ve arama konusunda gayretli biridir o kadar.”

MÖ 6. yüzyıldan sonra Çin’deki devletlerde yönetsel manada reformlar yaşanıyor, feodal yapıdan merkeziyetçi devlet yapısına geçiliyordu. İleride Qin hanedanlığını zafere taşıyacak reform sistemi ise  legalist düşünce okulundan geliyordu. Taşraya devlet otoritesi götürülüyor, ağırlık ve uzunluk ölçüleri standartlaştırılıyor, ticarete ağır vergiler getiriliyor ve askerlik zorunlu hale getiriliyordu. Bütün bunları sağlamak için hazırlanan sistem ödül ve cezayı kapsıyordu. Ayrıntılı bir hiyerarşi sistemi bireylerin toplumda yükselmelerine imkan sağlıyordu ve her tabakanını kendine göre ayrı bir faydası vardı. Fakat bundan daha etkili olan ise ceza sistemiydi. Toplum aileler ve haneler olarak beşerlik ve onarlık gruplara ayrılıyordu ve herkes grubundaki suçları ihbarla mükellefti. İhbardan kaçınılması grubun toplu olarak cezalandırılmasını gerektiriyordu.

Toplumsal manada böyle bir sistemi benimseyen Qin, diğer ülkelere hiç merhamet göstermeyecekti. Qin’in başveziri “Sadece topraklarına saldırmakla yetinmeyin, insanlarına da saldırın!” diyerek kitlesel katliamlara cevaz veriyordu. Böylece her biri birer katliam manasına gelen bir dizi bitirici saldırı sonucunda Qin, MÖ 262-256 yılları arasında Han ve Zhao ordularını yok etti. 256 yılında son Zhou Kralı da Qin hanedanlığına biat edecek ve bundan bir yıl sonra Zhou hanedanlığı sona erecekti. On yıl sonra tahta oturan Qin Kralı Zheng önündeki 25 yılda geriye kalan Savaşan Devletler’i de yok edip kendisini Zhou’un ilahi idaresi ilan ederek Shi Huangdi, yani İlk İmparator ünvanını alacaktı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here