Çin neden “tek çocuk” politikasında değişikliğe gitti?

0
357 views

2016 Ocak ayıyla beraber Çin hükümeti çok tartışılan tek çocuk yasasında değişikliğe gitti ve yeni yürürlülüğe giren yasaya göre artık evli çiftler için iki çocuk serbestiyeti tam anlamıyla gelmiş oldu. “Tam anlamıyla” kelimesini özellikle vurgulamak gerekiyor, zira 1982 yılından itibaren uygulanan tek çocuk yasasından bugünkü çift çocuk serbestiyetine geçiş bir kerede değil, 5 sene içerisinde adım adım gerçekleşti. İlk olarak evli çiftlerin ikisinin de tek çocuk olduğu aileler için çift çocuk serbestiyeti sağlandı. Ardından 2013 Kasım ayındaki yeni yasayla beraber artık evli çiftlerden sadece birinin tek çocuk olması çift çocuk serbestiyeti için yeterli olmaya başladı. Bundan iki yıl sonra 2015 Ekim ayında gerçekleştirilen Çin Ulusal Halk Kongresi’nde şartsız çift çocuk serbestiyetini getiren yasa onaylandı ve 2016 yılı Ocak ayında resmi olarak yürürlülüğe girdi.

Günümüzde ülkelerin nüfus politikalarına baktığımızda çoğunun nüfus artış hızını arttırmaya yönelik ve aileleri çocuk sahibi olmaya teşvik edici nitelikte olduğunu görüyoruz. Çin ise tam tersine, nüfus artış hızını azaltmak için çocuk sahibi olmaya yasal bir sınırlandırma getirmiş durumda bulunuyor. Bunun nedenlerini daha iyi anlamak için, sınırlandırmanın ilk kez ortaya çıktığı 80’li yıllar ve öncesinde yaşananlara göz atmak gerekiyor.

1976 yılında 10 senelik her açıdan çok sancılı Kültür Devrimi gibi bir süreçten çıkmış olan Çin, bir çok ekonomik ve toplumsal problem ile karşı karşıyaydı. Devrimin ardından Deng Xiaoping’in önderliğinde gerçekleştirilen açılım politikası ile Çin devleti, ekonomik ve sosyal yaralarını sarmaya başlamıştı. Ama çok geçmeden ufukta yeni ve ciddi bir sorun daha göründü. 70’li senelerin sonuna doğru nüfüs artış hızı ile ilgili yapılan istatiksel araştırmalara göre, eğer nüfus artışı bu hızda devam ederse 2000 yılında 1 milyar 400 milyona ve 2050 yılında 4 milyara ulaşacağı saptandı. Tüm ülkeyi yakından ilgilendiren bu haber siyasetçileri ve ülkeninin aydınlarını yeni  bir tartışmaya sürükledi. Evet, nüfus artışı kaçınılmazdı ama dengesiz ve hızlı bir nüfus artışı ekonomik açıdan çok daha derin problemlere yol açabilirdi. Ekonomik kalkınma hızının ve kaynaklarının nüfus artışına ayak uyduramayacağını düşünen Çin hükümeti, kaynak yetersizliğine karşı nüfus artış hızını yavaşlatarak önlem almayı seçti. Bu yönde ilk önce 1980 yılında tek çocuk sahibi olmayı destekleyen hükümet kısa bir süre sonra 1982 yılında bunu yasalaştırdı. Yasaya göre her aile en fazla bir çocuk sahibi olabilecekti. Yasa ülke içindeki belli farklı azınlıklara ve bazı özel bölge sakinlerine karşı bazı istisnalar da barındırıyordu.

1982 yılında bir çok tartışmaya yol açan tek çocuk yasasının yürürlüğe girmesi nedensiz olmadığı gibi 29 yıl aradan sonra yasa üzerinde değişikliklerin yapılmaya başlanması ve bugünkü halini alması da tabiki nedensiz gerçekleşmedi. 1982 yılında uygulanmaya başlayan yasa, nüfusun dengesiz artışının neden olabileceği ekonomik sıkıntılara karşı önlem niteliği taşıyordu. Çin’in bu önlemden vazgeçmesine sebep uzun süre uygulanan tek çocuk yasasının ortaya çıkardığı ve çıkarabileceği yan etkiler oldu. Bu yan etkilerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1.Ülkede kadın-erkek nüfusu oranında dengesizlikler oluşmaya başladı.

Öncelikle tek çocuk sınırlaması, kadın-erkek nüfus artışındaki doğal süreci olumsuz etkilemiştir. Aynı zamanda ailelerin sadece tek çocuk sahibi olabildikleri için genelde erkek çocuğu tercih etmeleri, kadın-erkek nüfusu oranındaki dengeyi daha da problemli hale getirmiştir. 80’li yılların nüfus verilerine göre Çin nüfusunda kadın-erkek oranı normal sınırlar içerisindeydi ama yasanın uygulanmaya başlamasıyla bu oranın bozulduğu ve farkın seneler geçtikçe arttığı gözlemlendi. Kadın-erkek oranındaki bu ciddi dengesizliğin günümüzde pek bir etkisi gözlemlenmiyor ama ileride özellikle evlenme için eş bulma mevzuunda başlayacak dengesizlikle beraber çok ciddi sosyal sıkıntıların yaşanacağından endişeleniliyor.

2.Bu süreçte dünyaya gelen tek çocukların karakter oluşumunda belli sıkıntılar ortaya çıkmaya başladı.

1978 yılında Deng Xiaoping önderliğinde başlayan dışa açılım politikasıyla beraber eğitim ve ekonomi alanında başarılı reformlar gercekleşti. Eskiden dışa kapalı bir yapı gösteren Çin devleti ve kültürü dışarıya açıldı ve özellikle Batıyla kültür alışverişinde bulunmaya başladı. Toplumda hızlı bir şekilde yaşanan bu büyük değişim ve gelişim bu devirde dünyaya gelen ‘tek çocuklar’a eskiye nazaran çok farklı bir yetişme ortamı sağladı. Politikanın uygulandığı 34 senelik süreç içerisinde Çin İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 100 milyondan fazla aile ‘tek çocuk’ sahibi oldu ve toplumdaki tek çocuklu ailelerin bu artışı Çin geleneksel aile yapısı ve toplum yapısında farklılaşmalara neden oldu. Eski kalabalık Çin ailelerinin yerini tek çocuk merkezli aileler aldı.Bu ailelerde anne babanın çocuğuna gösterdiği aşırı sevgi, ilgiyle beraber bir yandan da yukarıda belirttiğimiz toplumsal şartlardaki hızlı değişimin etkisiyle çocukların kişilik oluşumunda dengesizlikler meydana getirdi. Araştırmalara göre bunlardan belli başlıcaları; kendi başına problem çözebilme yeteneğinde zayıflık, grup çalışmalarında adaptasyon sıkıntısı, ben merkezli düşünce yapısı, karşılaştığı problem ve sıkıntılara karşı dirençsizlik.

Toplumsallaşma süreci insanın bebekliğinden başlayıp hayatının sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Bu süreçte insan toplumda insan ilişkilerinde nerede neyi nasıl yapması gerektiğini ve yaptıktan sonra toplumdan ve insanlardan nasıl tepkiler alabileceğini öğrenir. Çin’deki tek çocuk nesli için, bu toplumsallaşma sürecinin özellikle aile yanında geçen bebeklik-çocukluk döneminde gerçeklikten uzak ve yapay geçtiğini söyleyebiliriz. Çünkü tek çocuklar ailenin aşırı ilgi ve gözetimi altında, kaybetme, elde edememe gibi doğal durumlarla karşılaşmadan büyüyor ve bu gibi durumlarla nasıl baş edeceğini öğrenemiyor. Benzer şekilde paylaşma, yardımlaşma gibi temel insani ilişkileri tecrübe edemeyen çocuklar, ileride toplum hayatında zorluklar çekebiliyor. Normalde kendi ülkemizde bu tarz problemleri olan çocukların eğitim ya da iş hayatında başkalarının da yardımıyla zamanla bu problemleri aşabileceğini söyleyebiliriz. Ama Çin’deki durum tamamen farklı, çünkü 30 seneyi aşkın sınırlandırmanın etkisi ile toplumun giderek artan bir kısmı böyle kişilerden oluşuyor. Böyle bir toplum yapısında, muhataplar arası karşılıklı çözüm üretmekten ziyade problemlerin daha da şiddetlenmesi muhtemeldir.

3.Tek çocuklu ailelerde oluşan ekonomik problemler aile bağlarına ve topluma negatif etki etmektedir.

Tek çocuklu ailelerde ortaya çıkabilen ekonomik sıkıntılar ve bunun aile bireyleri üzerinde oluşturduğu baskı aile yapısına ve ilişkilerine zarar verebilmektedir. Özellikle kırsal bölgelerde geçimini tarım ya da hayvancılıkla sağlayan aileler için tek çocuk, en basit manayla iş gücünde yetersizlik oluşturmakta ve ailenin maddi gelirini sınırlandırmaktadır.

Ebeveynler açısından bakarsak, sadece tek çocuklarının olması ileride bakıma muhtaç olacakları dönem adına onları kaygılandırabiliyor. Çocuk açısında bakarsak, ileride bütün bir ailenin yükünün kendi omuzuna binecek olması endişesi onda ciddi bir psikolojik baskı oluşturabiliyor. Ebeveynlerin yaşlanması ile bu sorun daha da gün yüzüne çıkıyor ve aile arası bağlarda ilişkilerde problemlere yol açabiliyor. Aile bağlarını çok önemseyen bir kültür yapısına sahip Çin toplumunda bile, maalesef günümüzde çocuğun yaşlı ebeveynlerini terk etmesi gibi durumlara sıkça rastlanıyor. Normalde aile içi gibi görülen bu problemler, tek çocuklu ailelerin artmasıyla yaygınlaşıyor ve yeni birçok toplumsal problemlere yol açıyor.

4.Nüfus artışının yavaşlaması ülke nüfusunun yaşlanmasına neden olmaktadır. 

Günümüzde Dünya genelindeki en büyük yaşlı insan nüfusua sahip Çin’de, nüfusun gittikçe yaşlanmasıyla çalışan nüfusun oranı azalmakta ve çalışanların üzerindeki ekonomik yük artmaktadır. Bununla beraber emekli nüfus oranının artışı da emekli maaşı ödemeyi devlet için ekonomik bir sıkıntı haline getirmektedir.

5.Çocuk büyütme, insan yetiştirme maliyeti artmaktadır.

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, ortalama olarak 3 çocuklu bir ailenin çocuklarının yetişimi için yaptığı  toplam masraf, tek çocuklu bir ailenin çocuğunun yetişimi yaptığı masrafın sadece 1.6 katı olmaktadır. Bu açıdan Çin’e bakarsak, çocuk sayısının azalmasıyla çocuk başı yapılan masraf artmakta ve geniş manada devlet ekonomisi açısından bakarsak da çalışan bir nüfusun yetişme maliyeti katlanmaktadır.

Günümüzde Çin 1.5 milyara yaklaşan nüfusuyla dünyanın 5’te 1’ini oluşturmaktadır. Büyük nüfus bir yandan Çin adına önemli bir güç teşkil ederken bir yandan da bu nüfusu kontrol etmek ve onlara refah bir hayat sunmak zorluk teşkil etmektedir. Bundan dolayı da Çin, belli yasal düzenlemelerle en azından nüfus artışını dengede tutmaya çalışmaktadır. Bu mevzuda 1982 yılından bugüne yaklaşık 34 senedir uygulanan yasal sınırlamalarla nüfus artışını dengeleme amacına ulaşıldığı söylenebilir ama bunun yanında yukarıda da belirttiğimiz  gibi  bir çok beklenmedik yan etkiler ortaya çıkmıştır. Bugün, bu yan etkilere çözüm olması amacıyla yeni geçirilen çift çocuk serbestiyetinin de neler getireceğini şimdiden kestirmek oldukça zor gözükmektedir. Ama şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, dünyanın gittikçe globalleşmesi ve Çin’in hızlı ekonomik gelişmesiyle beraber, Çin toplumunda meydana gelecek ekonomik, sosyal ya da siyasi herhangi bir değişimin ya da sorunun küresel etkileri de gittikçe artacaktır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here