Uzun bir süredir dünyada özgürlüklerden, temel insani değerlerden, demokrasiden geriye dönüş olmadığı söylenmektedir. Nitekim Ortaçağ sonrası Batı medeniyetinin içinde yaşadığı çekişmelerde elde ettiği tecrübeler ile siyasal sistemlerini şekillendiren kamuoyunda kişisel hak ve özgürlüklerin korunması konusunda oluşan konsensüsün yanında, eğitim, hukuk, refah düzeyi gibi alanlarda elde edilen başarılar uzun süredir bu anlayışa bir sempati duyulmasına neden olmuştur. Diğer yandan Çin’in tek partici bir otoriter sistemle elde ettiği ekonomik başarılar özellikle 2008 ekonomik buhranı sonrası ilgi odağı olmuş ve ‘Çin Modeli’ akademik dünyada konuşulmaya başlanmıştır. Şüphesiz bu tartışmalar Çin’in ekonomik politikasına dikkat çekmekle beraber, meşruiyetini istihdam ve kalkınmadan alan siyasi otorite için özgüven kaynağına dönüştüğü de aşikârdır. 

Batı’da Çin ekonomisindeki devlet planlamasının rolüne dikkat çekilirken, Çin ise kalkınmasındaki en önemli etkenin ‘istikrar’ olduğuna inanmaktadır. İstikrarın sosyal güvenliğe bakan somut bir tarafı olmakla beraber, Çin devletler muvazenesinde popülaritesinin tavan yaptığı Pekin Olimpiyatlarından sonra soyut olan ideolojik ve kültürel istikrara da yoğunlaşmıştır. Çin için Komünist Parti ve onu oluşturan ideolojik düşünce devletin var olmasının vazgeçilmez unsurlarıdır. Çin nevi şahsına münhasır bir ülkedir ve bundan dolayı ‘başka ülkelerin doğruları Çin için doğru olmayabilir’ düşüncesi Çin’in eleştiriler karşısında gösterdiği diplomatik reaksiyonun ana savunma hattını oluşturmaktadır. Siyasi ideolojiyi devleti ayakta tutan bir ruh şeklinde algılayan Pekin yönetimi bu ideolojinin sarsılmasına engel olmak için Xi Jinping sonrası dönemde 7 mesele hakkında konuşmayı veya daha başka bir ifade ile bunlardan istifade ederek örneklendirme veya araştırma yapmayı yasaklayan gizli bir genelge yayınlamıştır.

Pekin yönetiminin söylentileri inkâr etmemesi ve East China University of Political Science and Law profesörlerinden Zhang Xuezhong’un sosyal medyada üniversitede yaşadığı bu yasağı paylaşması sonrasında başka akademisyenlerin söylentileri doğrulaması ile ‘bahsedilmesi yasak 7 madde’ gün yüzüne çıkmıştır. Çin Komünist Partisi(ÇKP) tarafından 13 Mayıs 2013 tarihinde yerel parti organlarına gönderilen gizli genelgede yoldaşların ‘tehlikeli’ Batı değerleri ile savaşması istenmiş, özellikle medya hâkimiyetinin çok önemli olduğu ve Xi Jinping liderliğindeki partinin mutlak tek elinde bulundurması gerektiği vurgulanmıştır. Genelgenin ortaya çıkmasıyla Zhang Xuezhong’un üniversite öğrencilerine ders verme yetkileri çalıştığı kurum tarafından elinden alınmıştır. Bu belgeyi yayınlayan bütün internet sayfaları karartılmasına rağmen Tayvan ve Hong Kong gibi muhaliflerin çok olduğu bölgelerdeki internet sitelerinde ve yabancı basında yer almıştır. Türkiye’de ise o günden bu yana konuşulmayan bu yasak 7 madde oldukça ilgi çekicidir.

Yayınlanan genelgede ‘1- Evrensel değerler, 2- Basın özgürlüğü, 3- Sivil toplum, 4- Vatandaşlık hakla, 5- ÇKP’nin tarihteki hataları, 6- Partili zengin yandaşlar, 7- Yargı bağımsızlığı’ şeklinde sıralanan 7 ‘tehlikeli’ maddenin böylece eğitim kurumlarında ve medyada konuşulması yasaklanmıştır. ‘şeyi konuşma’ genelgesinin Wu Bangguo’nun mecliste ‘5 şeyi yapma’ bildirisinden sonra gelmesi düşünülenin aksine, Çin’in son yıllarda otoriterliği daha da güçlendireceği şeklinde yorumlanmasına sebep olmuştur. Wu Bangguo 10 Mart 2011 tarihindeki konuşmasında Çin’in şu beş şeyi yapmaması gerektiğini açıklamıştır: Çok partili sistemle değişik partilerin iktidara gelmesi, ideolojik düşüncede çoğulculuk, güçler ayrılığı ve iki meclisli sistem, federal sistem ve özelleştirme.

Çin’de kurumsal bir muhalefetin olmamasından dolayı halkın düşünceleri partinin yerel yetkilileri, sivil polis ve sosyal medya üzerinden takip edilmeye çalışılmaktadır. Halk arasında ve sosyal medyada en çok şikâyetçi olunan konu ise yandaşların zenginliği, servet patlaması yaşayan gençler ve Mao’nun ya da ÇKP’nin özellikle ‘Kültür Devrimi’ ve ‘Büyük Sıçrama’ gibi dönemlerde yaptığı hatalar olduğu söylenebilir. Gelir dengesizliğinin bir uçuruma dönüşmesi ve iki binli yıllardan sonra Çinlilerin zenginliklerini gizleme âdetini terk etmesi ile halkın alt tabakasında zenginlere karşı bir hazımsızlık baş göstermiştir. Çin’de şimdilik bu durum ekonomik kalkınmanın sunduğu istihdam imkânları ile dengede tutulmaya çalışılmaktadır. Lakin olası bir ekonomik kriz ve büyümenin ani yavaşlaması durumunda bunun sosyal hayata nasıl yansıyabileceği net olarak bilinememektedir. İşte bu gibi nedenler ile özellikle parti yanlısı zenginler hakkında sosyal medyada hızla yayılabilecek ve öfkeleri köpürtecek her türlü söylentinin önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı gibi konularda çıkan olumsuz sesler ise yukarıdakilere göre biraz daha cılız kalmıştır. Bu alanlarda daha çok Tayvan, Hong Kong ve Amerika gibi yerlerde yaşayan Çinlilerin daha aktif bir muhalefet ettiği gözlemlenmektedir. 

Özellikle sosyal medyada bahsi geçen yasaklardan sonra bazı tepkiler oluşmuş, bunun neticesinde ‘7 yasak’ ve benzeri kelimeler sosyal medyada sansüre uğramıştır. Çin’in kendi arama motoru olan Baidu’da bir arama yapıldığında ise bu yedi maddenin yasaklanmasının ülke adına faydalı olacağı konusunda makale ve blog yazılarına rastlanılmaktadır. Yayınlanan gizli genelgede de vurgulandığı gibi medyanın mutlak bir şekilde tek elde tutulması ÇKP’nin tek parti olarak maddi-manevi liderliği sürdürmesi adına elzem olarak görülmektedir. Zira Çin için devletin çıkarları bireylerin çıkarlarından ve başka her şeyden önce gelmelidir, bunun için konuşulması yasaklanan maddeler arasına vatandaşlık haklarını konuşma konusundaki yasak da eklenmiştir. Batı’nın kendi içindeki demokratik sistemine saygı duyulduğu vurgulanmakla birlikte Çin’in bazı özel durumlara haiz olduğu ve Batı sistemindeki birçok uygulamanın Çin’e zarar vereceği ve istikrarı bozacağı söylemi Çinli liderlerin otoriter sistemini sürdürmedeki meşruiyet sebebi olarak görülmektedir.

Dışa açılım ve reform politikaları sonrası Dünya Ticaret Örgütüne katılarak küresel sisteme entegre olmasının Çin’i otoriter yapıyı terk etmeye zorlayacağı düşünülmüştür. Buna rağmen yönetimin taviz vermeme ve sansürleri arttırma yönünde inisiyatif almasının nedeni askeri ve ekonomik yükselişin verdiği özgüvenin yanında, dünyadaki çatışma noktalarının çoğalması ve terör olaylarının artması gibi nedenler ile Çin üzerindeki dikkatlerin biraz daha dağılması olarak açıklanabilir. Çin’in dilediğini yapabilme iradesi Hong Kong’lu bazı kitap satıcılarının aylarca alıkonulması ve sonrasında kâğıt imzalatılarak serbest bırakılması olayında daha belirgin hale gelmiş olup Çin’in muhalefete taviz vermeme konusunda dışarıdan gelen eleştirileri çok önemsemediği görüntüsü oluşmuştur. Ekonomik kalkınmanın devlet planlaması ve muhalefetsiz bir iç istikrar ile çok sıkı bağlantılı olduğu Çin’in G20 zirvesi gibi önemli uluslararası toplantılara ev sahipliği yapacak olması da Çin’in otoriter yapıyı korumada ısrar edeceğini düşündürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here