Çin’in sosyolojisi

0
194 views

Yazar:  JEAN LOUIS ROCCA

Çeviren: ARZU NİLAY KOCASU

Yayınevi: İLETİŞİM YAYINLARI

Sayfa: 143

 

ESER HAKKINDA

Çinin Sosyolojisi günümüz Çin toplumunu genel geçer kabullerin ötesine bakarak anlamak isteyenlere yönelik bir çalışma. Çinin dinamiklerini çözmek için kadim Çin ya da modernleşen Çin gibi kalıplardan kurtulmak gerektiğini vurgulayan Jean-Louis Rocca, Çin kültürünün köklerinden yola çıkarak bireyselliğe, demokrasiye ve pazar ekonomisine doğru gerçekleşen evrimi inceliyor. Kendisine özgü tarihsel arka planı ve özgün yapısıyla daima ilgi odağı olan Çin toplumunun gerçekliği, vahşi kapitalizmle Tanrı-devletin, bireyselcilik ile kolektif kurallara itaatin, eşitsiz toplumsal tabakalaşma ile yaşam standartlarının olağanüstü yükselişinin, demokratikleşen bir toplumla yekpare bir siyasal sistemin yan yana gelişinde gizli. Devlet ve pazar, birey ve toplum veya gelenek ve modernlik karşılaştırmasına yönelik perspektifleri çoğaltmayı amaçlayan Rocca, Çinin 21. yüzyılın ilk on yılı itibariyle bulunduğu noktayı etnik azınlıklara, muhalif gruplara, kurumlara, ekonomik hareketliliğe, nüfus hareketlerine ilişkin güncel bilgilerle destekleyerek çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. 

ÖZET

Yazar giriş bölümünde Çin hakkında edindiği bilgilerden yola çıkarak Çin’in ekonomik gelişimden sosyalizmine kadar bütün yönlerini eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmış, olayları analiz etmiş ve Çin’in birçok konuda kat etmesi gereken yol olduğunu vurgulamıştır. Bu yüzden Çin’in durumunu detaylı bir şekilde irdelemek için  ‘’Çin’in Sosyolojisi’’ kitabını 5 bölüme ayırmıştır.

Yazarımız birinci bölümde Çin’in Sosyolojisinin tarihsel sebepler ışında inceliyor. 1949 öncesi Çin’e damga vuran olgunun güvensizlik olduğundan bahsediyor ve bu güvensizliğin ortaya çıkardığı sonuçlardan kısaca bahsedip Çin Komünist Partisi (ÇKP) dönemine geçiyor. 1949 yılından sonra ise bu kez yapılan reformlar yönetime olan güveni azalttı ve nüfusun büyük çoğunluğuna göre yeni rejim yoksulluk ve güvensizlikle eş anlama geldiğini aktarıyor. “Kırsal kesimdeki köylüler ile kentliler arasındaki uçurum o kadar artmıştı ki 1978 yapılan araştırmalara göre kişi başına düşen yıllık gelir uçurumu köylülerde 133 yen iken kentlilerde 343 yuan idi.”

Kitapta yer alan bir diğer tespitte ise 1970’ler deki sözde kadın-erkek eşitliğinden bahsediyor. Yazar kadınların en düşük ücretli en zor ve en az prestijli işlerle meşgul olduklarını belirtiyor. Ayrıca kadınların yasaya uygun olmayan ve geçici çalışanların büyük bir bölümünü oluşturduğundan bahsediyor.

Kitapta bir diğer dikkat çeken nokta ise Çinlilerin çok sade davranmalarının Çin devletinin bir yaptırım politikası olduğundan bahsediyor. Ancak Çin toplumu bunların aksine gösterişe çok önem veriyor.

Çin toplumu 1980’lere kadar sosyal statüsünü değiştirmek için çok uğraşmıştır ve hükümetin bu konuda dikkat çeken bir diğer politikası da ikametgah sistemi olmuştur. Bu ikametgah sistemine göre herhangi bir Çinli bulunduğu yerden geçici süreliğine de olsa, vesayet güçlerinin izni olmadan doğduğu yeri tek etme hakkı yoktur. Belki de bu sistem sayesinde ÇKP milyonlarca Çinlinin şehirlere yığılmasının önüne geçmiştir.

Yazar yine birinci bölümün sonlarına doğru şu çarpıcı ifadeleri kullanıyor:“Mao dönemini bir yıkım dönemi olduğundan bahseder ve bunun sebeplerini de şöyle sıralar şehirler, dini kültürler, toplumsal ilişkiler,, aile bireyleri kayda değer zarara uğramışlardır.”

İkinci bölümde ise yazar reformların uzun seyri başlığı altında reformların Çin halkına yaptığı etkilerden bahsetmektedir. Çin halkı devriminden sonra bir çok alanda sıkıntılar çektiğinden ve bu devrimin Fransız devrimi gibi olmadığından bahsediyor. Hatta Çin halkının daha öngörülebilir ve daha az sefalet içindeki bir dünyayı hayal edemediğinden bahsediyor.

Çin reformların geçmişten dersler alarak insanlara dikta rejimi ile reformları kabul ettirmekten çok onları modernleştirme ile gerçekleştirme politikasına dönüşmüştür.

Çin kaynak ve istatistiklerinde günümüzde büyük ölçüde ilerlemeler kat etmiştir çünkü önceki dönemlerde olduğu gibi araştırma yaparken zorlukla karşılaşılmıyor ve bu sayede araştırma ve istatistiklerden devlet kaliteli bir biçimde yararlanıyor. Ayrıca günümüzde Çince konuşabilen Çin uzmanlarının da artmasıyla, Çin bambaşka bakış açıları kazanıyor.

Yazar Tiananmen olaylarına çok farklı bir bakış açısı getirip şunları belirtiyor. “1980’lerin sonundaki Çin’in askıda oluşunu yöneticilerin sosyalizm ve kapitalizm arasında kalışını ve gündelik hayatın iyileşmesiyle halkın daha fazlasını talep etmesiyle başladı.”

Kitapta bir diğer dikkat çeken nokta ise zenginleşmek hakkımız başlığı altında geçmektedir. Burada bundan böyle zenginleşmeye müsamaha gösterilmekle de kalınmaz savunulur da. Deng Xiaoping’in meşhur formülüne göre bazıları ‘’önce zenginleşecek’’, ondan sonra toplumun tamamını refaha kavuşturacaktır. Porsche veya Ferrari sürmek, gösterişli dairelerde yaşamak, bir köylünün yıllarca ağır işçilikle kazanacağı parayı bir akşam yemeğinde harcamak, uzun vadede nüfusun bütünün çıkarlarına hizmet etmesi koşuluyla, devlet için meşrudur.

Üçüncü bölümde ise yazar yeni bir toplum başlığı altında Çin toplumunun devrimden sonra değişimini anlatmaktadır ve şu tespiti yapmıştır: “tarihte asla bu kadar insan, hayatını bu denli hızlı değiştirmediğinden bahsetmekte çeşitli ve çok sayıdaki ayrılıklar, bireyler arası rekabetin büyümesi karşında yaşanan sıkıntı, bir yandan olasılıklar denizi ve diğer yandan ötekinin belirlenimlerinin büyüyen rolü nedeniyle duyulan hüsran, toplumsal hareketlerin çoğalması bu sert dönüşümlerin yankısı oldu.” Yazar Çin hakkındaki bir diğer tesbitinde ise başarı ile partinin toplumda çok sıkı bir ilişki içinde var olduğundan bahsediyor.          

Dördüncü bölümde yazar toplum geleneksel mi kaldı yoksa moderniteye girdi mi? ‘’Komünizm’’ halk üzerinde etkisini muhafaza etti mi yoksa bu halk ‘’iktidarların’’ nüfusundan kurtuldu mu? Şiddet kayda değer ölçüde geriledi; öyleyse Çinliler neden itaat ediyorlar? gibi soruların cevabına yönelik tespitlerini reformlar zamanında bireyler toplumu başlığı altında incelemiştir. Bu bölümde Çin toplumunun artık tam bir ‘’özneler toplumu’’ na dönüştüğünden bahseden yazar, itaatkârlığın artık şiddet ve baskıyla temin edilmediğinden bahsediyor. Ayrıca bu bölümde bazı Çinli alışkanlıklarının değişilmezliği üzerinde duruyor Pekin, Şanghay’ın halk kesimine yerlere tükürmeyi ve sıcak yaz gecelerinde üstsüz gezmenin yasaklanmasının zor olduğundan ve Çin’de çok büyük bir sürüye uyma psikolojisi olduğunun altını çizmektedir.

Din hakkında ise ÇKP’nin izlediği politikayı şu şekilde belirtmektedir: “Herkes kendi törenlerini düzenleyebilir ve kendi inanışlarına sahip olabilir, fakat bunların siyasi sonuçları olmamalıdır. Resmi törenler sadece Çin halkının birlik ve egemenliğini destekler hatta bu politika için bazı üst düzey yetkililerde bu törenlere katılırlar.”

Siyasal puzzle başlığı altında yazar Çin siyasal yapısı üzerinde durmuştur. Bu bölümde internet sansüründen, rüşvete, seçimlere kadar bir çok konuyu ele almıştır. Çin milliyetçiliğini de şöyle tanımlamıştır: “Çin milliyetçiliği ne geçmişi hortlatma ne de Çin’in özüne geri dönme arzusudur. Söz konusu olan, Çinlilerin modern olmasına olanak sağlayan pratik bir formüldür.”

Sonuç bölümünde ise yazar şu ifadeleri kullanmıştır: “Reformların otuz yılında gelinen durumun şaşkınlık verici olduğu yorumunu yapmak yerindedir. 1978’den beri Çin, mantığını çözmenin zor olduğu dev bir yıkım ve yapım şantiyesidir. Bu karışıklık, sosyal bilimlerin sınırlarına olduğu gibi, muhakkak değişimlerin büyüklüğüne ve hızına da bağlıdır. Fakat bir yöntem sorunu olduğu da kesindir. Genellikle bir tarihi, nihai sonuçtan başlayarak yeniden inşa etmeye ve her aşamada bizi olduğumuz yere getirebilecek mantığı aramaya çalışır. Yani kimse kararlardan yada politikalardan dolayı şaşkınlığa düşmez; Çünkü bunlar önceden belirlenmiştir ve bilinen tesiri yaratmıştır. Vuku bulmuş fenomenlerin onaylanması ‘’modernizasyon süreci’’ kuramında bulunduğu oranda, çoğu araştırmacı bu kuramlara gerçeklik arasındaki çelişkileri tespit etme cesaretine sahip olsa da, daha az şaşkınlık duyulur.”