Deng Xiaoping ve Çin’in dönüşümü

0
550 views

Yazar:  Ezra F. Vogel

Basım Yeri ve Yılı: Cambridge, Massachusetts, 2011

Yayınevi:  Belknap Press of Harvard

Sayfa Sayısı: 982

 

Deng Xiaoping, özelde Çin ve Asya‘nın, genelde ise dünya yakın tarihinin şahit olduğu gelişme trendini ve geleceğini daha iyi anlamak için merkezi öneme sahip bir şahsiyet. Harvard Üniversitesi sosyoloji profesörü olan yazar Ezra F. Vogel de ‘Deng Xiaoping ve Çin’in Dönüşümü’ kitabının yazılma maksadını ön sözde bu şekilde özetliyor. Kendisi 1960 senesinden beri öncelikle Japonya ve ardından Çin üzerine araştırmalar yapan Vogel, fikirleri üzerine hiç bir not almamayı kendisine alışkanlık haline getirmiş Deng Xiaoping hakkında biyografi kitabı kaleme almak gibi zor bir işin altına giriyor. Sonuçta detaylı ve hacimli, bu yüzden de geniş okuyucu kitlelerine hitap etmekten uzak bir referans kitabını konunun ilgililerinin hizmetine sunuyor. Harvard Üniversitesi basımı 982 sayfalık kitap henüz herhangi bir yayınevi tarafından Türkçeye çevrilmiş değil.

Çin’le ilgisi olan herkesin yakından veya uzak tan bir şekilde tanıdığı  önemli bir figür olan Deng Xiaoping, Türkiye’de henüz hakettiği şöhreti yakalayabilmiş değil. Bununla beraber Türkiye’de veya dünyada O’nu tanıyanların hakkında en çok hatırladıkları olay şüphesiz 1989 yılında yaşanan Tiananmen Meydanı vakasıdır. Tiananmen’da demokrasi yanlısı kalabalık bir öğrenci gurubunun üzerine tank yürütmesiyle etiketlenen Deng Xiaoping, dünyadaki bu kötü şöhretinin aksine Çinliler için ülkedeki modernizasyonların, açılımların mucit ve lideri, ülkenin Mao Zedong’un ardından iki numaralı ‘kurucu babasıdır.’

Kitaba, yazarın Deng Xiaoping’in aile ve çevresiyle yaptığı mülakatlar büyük oranda kaynaklık yapmasına rağmen 1975 yılı öncesine dair çok az kişisel bilgi bulunuyor. Bununla birlikte Vogel, Deng Xiaoping gibi doğru ve yanlış kararlarıyla tanınan bir liderin yönetim stratejisi ve diplomatik hamlelerinin üzerine eleştirel bir bakış ve yorumlamadan yoksun. Fakat kitap dönemin siyasi, ekonomik ve sosyal mevzularda alınan kararlarıyla ilgili detaylı bir anlatıma sahip. Özellikle üst düzey siyasi kadronun fikir, tutum ve kararları ve Deng Xiaoping’in diplomatik ilişkilerinin takibi açısından okuyucuya geniş bir kaynak sağlıyor. ‘Deng Xiaoping ve Çin’in Dönüşümü’ genel manada dört bölüme ayrılabilir. İlk bölüm Deng’in zorlu zirve tırmanışı; 1930’lardan 1970’li yıllara kadar olan parti içi iniş-çıkışlarını ve nihayetinde partinin başına geçmesi hikayesi üzerine. İkinci bölüm ‘Deng döneminin oluşturulması’, Deng’in dış politikada ekonomik gelişmeye zemin hazırlamak için Japonya, ABD ve Avrupa ile diplomatik zemin oluşturma çabalarını zengin bir kaynakça listesini arkasına alarak detaylı bir biçimde anlatıyor. Üçüncü bölüm ‘Deng dönemi’ genel olarak Deng Xiaoping’in yönetim tarzı, ülke adına öncelikleri (komünist parti otoritesinin korunması vb.) ve uyguladığı açılım politikalarını ele alırken, son bölüm ise Deng’in son yıllarında karşı karşıya kaldığı politik zorlukları ve dönemin en önemli konusu olan Tiananmen vakasını inceliyor. 

Deng Xiaoping, Komünist Partisi kariyerindeki çeşitli iniş çıkışların ardından Zhou Enlai’ın tavsiyesiyle Mao Zedong tarafından 1974 senesinde birinci derecede yardımcı başkanlık görevine getirildi. Aktif icraatlarda bulunduğu yaklaşık bir senelik bu süreçte ABD’li temsilciler ile ABD-Sovyetler Birliği-Çin üçgenini Çin adına güvenlik altına almak için çeşitli görüşmeler yaptı. Ekonomik canlanma adına yine bu dönemde Deng’in sonraki planlarını doğrularcasına yaptığı faaliyetler (ör. Demiryollarının yenilenmesi ve ulaşım adına yenilikler) Mao Zendong çevresinde bulunan ve Deng’in gelecek adına potansiyelinden rahatsız olan kimseler tarafından eleştirilmiş ve Deng için Çin’in Kruşçev’i benzetmeleri yapılmıştır. Mao tarafından komünist ideoloji açısından zayıf bulunan dönemin icraatları Deng’in kısa dönemli yöneticilik makamının sonunu getirmiştir. 

Bu dönemde pragmatist ve çözüm odaklı çalışmalarıyla Mao’nun gözüne giren Hua Guofeng, henüz genç denebilecek yaştayken Mao tarafından Deng’in bıraktığı koltuğa oturtuldu. Sonraki bir yıldan kısa bir süre içinde Zhou Enlai’ın ölümü arkasından Mao’nun ölümü ve Hua Guofeng’a cephe alan ve onu düşürmeye çalışan dörtlü çete’nin tutuklanması Hua Guofeng’in bir numaralı lider olarak Çin’in başına geçmesiyle sağladı. 

Sonrasında gelişen politik ve diplomatik zemin, Hua Guofeng gibi şahsı ile değil otoritesi ile yöneticilik yapan tecrübesiz bir isim için kaygan bir hale gelmeye başladı. Deng Xiaoping’in hem tecrübeli bir general hem de etkili bir yönetici olması parti içinde lehine olan seslerin yüksek çıkabilmesini sağladı. Bu durum Deng’in iki numaralı isim olarak partiye dönmesini ve kısa zaman içinde de facto lider olmasına yol açmış oldu. Hua Guofeng, bu durumdan geri dönülemeyeceğini anlamış ve 1977’nin Nisan ayında gerçekleştirilen Parti Çalışma Konferansında Çince bir deyim olan ‘yağmur suyu kendi yolunu bulur’ açıklamasıyla yavaş geçiş sürecini kabullendiğini ilan etti. 

Deng Xiaoping, parti içindeki yerini sağlamlaştırmasının ardından uzun süredir üzerinde durduğu ve Çin’in geleceği adına en önemli politikalardan biri olduğuna inandığı ‘dört modernizasyon’ (eğitim, endüstri, tarım ve milli güvenlik) çalışmalarına başladı. Bilim, teknik ve eğitim modernizasyonunu diğerlerine destek olacağı düşüncesiyle ilk plana alan Deng, Kültür Devrimi sırasında işlerinden men edilen bilim adamlarını, onların da bir fikir emekçisi oldukları savunusuyla görevlerine geri getirdi. Yine aynı dönemde ilk, orta ve yüksek okul geçişlerinde on senedir uygulamadan kalkan sınav sistemini tekrar yürürlüğe sokuldu. Deng için artık yöneticilerin sadece ‘kırmızı’ değil aynı zamanda alanlarında ‘uzman’ olmaları gerekmekteydi.

Deng Xiaoping Çin’li yetkililer ve halka ülkenin modernleşmesi gerektiğini göstermek ve teşvik için 1978-1979 yılları arasında on beş aylık bir süre içerisinde beş farklı ülkeye seyahatlerde bulundu. Yanında kalabalık basın ordusu ile gittiği her ülkede (Japonya, Singapur, Malezya, Tayland ve ABD) fabrikaları ve teknoloji merkezlerini gezerek Çin’in refah ve güçlü bir ülke olabilmek için yapması gerekenlerin vurgusunu yapıyordu. Deng, 15 ay içinde yaptığı bu beş gezinin ardından hayatının geriye kalan 18 yılı boyunca ülke dışına hiç çıkmadı. Kendisinin kısa süreli bulunduğu bu ülkelere daha sonra çeşitli delegeler ve değişim programları sayesinde öğrenciler gönderilerek Çin’in hızlı bir şekilde gelişmesi adına neler yapılması gerektiği konusunda yol haritaları çizildi.

Ülkenin bahsi geçen dört konuda modernleşmesi Deng Xiaoping’in başlıca hedeflerinden olmuştur. Eğitim ve bilim-teknik ilk sıraya konulmuş arkasından da sanayi, tarım ve milli güvenlik adına ülke çapında büyük reformlara imza atılmıştır. Vogel’in ifadesine göre, Deng modernleşme için yapılması gerekenleri sayarken bir Maoistten çok Batılı bir firmanın genel müdürüne benzetilebilirdi. O’na göre Çin’de, işçi üretgenliği arttırmalı, kullanılmayan ve işlenemeyen emtianın oranı düşürülmeli, üretim maliyeti azaltılmalı ve sermayenin en iyi şekilde değerlendirilmesi sağlanmalıydı. 

Ekonomide bu denli büyük açılımlar meydana gelirken Çin’in dikkat etmesi gereken konulardan birincisi yabancı sermayesini ve rolünü genişletilip yerli ve yabancı yatırımcılara teşvik sağlanırken ekonomide ve ulusal planlama sisteminde Partinin kontrolü kaybetmemesini sağlamaktı. Bu amaçla Deng, yapılan her reformda uyguladığı kimseyi kışkırtmama ve zamana yayma stratejisiyle ve seçtiği komünist retoriklerle ülke ideolojik yapısının sağlamlığını ve yönetici kadronun birlikteliğini büyük oranda sağlamış ve açılımların güven içinde devam etmesine zemin hazırlamıştır.