Mavi Takkeli Huiler: Çin’deki Yahudiler

0
456 views

Arap Yarımadası’ndan yüzyıllar önce Çin’e gelen Müslümanlar, yerel halkla oldukça sıkı ilişkiler geliştirdiler. Müslümanların dînî inançlarına ve yaşayış biçimlerine ilgi duyan Çinliler zamanla İslâm dininin ve Müslümanlığın değerlerine aşina olmaya başladılar. Bunun neticesinde Müslümanların hassasiyetleri ve tarzları yerel halk tarafından bilinir hale gelmişti. Takke takmak, ibadet etmek, domuz eti yememek gibi ritüeller Müslümanlarla özdeşleştirilmişti. Yahudiler ise, Müslümanlardan daha az bir zaman sonra bu coğrafyaya geldiler. Ticaretleriyle Çin’de ün salan Yahudiler de zamanla yerel halklar yakınlaştılar. Müslümanlardan aşina oldukları ritüellerin bir kısmını Yahudilerde gören Çinliler, Yahudilerin de Müslüman olduklarını zannederek onları “Mavi Takkeli Huiler (Hui, Çince’de Müslümanlara verilen isimdir)” olarak adlandırdılar.

Bir çoğumuz Çin’in etnik yapısına bakarken Çin’i tek bir ırk ya da millet olarak algılarız. Belki de bu 20.yy dünyasının ürünü olan Ulus Devlet anlayışının bize sunmuş olduğu bir bakış açısı. Oysa Çin kadim tarihi boyunca bir çok etnik grubu içerisinde barındırmış bir medeniyet. Günümüzde dokuz milyon kilometre karelik bir alanda 56 farklı etnik grubu barındıran bir ülke Çin. Tüm bu etnik grup yapısıyla Çin tarihi ve toplumu ayrı bir araştırma konusunu oluştururken, Çin’in tarihte farklı milletlerden gelen etnik gruplara ev sahipliği yapması hatta kendi içine alması ayrı bir araştırma konusu teşkil ediyor. 

Örneğin: 16.yüzyılın ortalarında Portekizlilerin Çin topraklarında kendine özel alan tahsis etmesi, ya da Talas Savaşı’yla bir çok Arap’ın yine Çin’in farklı coğrafyalarında yerleşik hayat sürmesi, Çin’in kuzey ve kuzeybatı sınırlarında Rusların yaşaması vb. konular Çin’i farklı yönleriyle tanımamızda ilginç doneler sunuyor. Bu başlıklara ekleyeceğimiz en ilginç konulardan biride Yahudi toplumu ve Çin medeniyetinin tarihsel ilişkisi olacaktır. Din ve geleneklerine sıkıca bağlı olan kadim Yahudi toplumu dünyanın bir diğer önemli medeniyeti Çin ile etkileşim içinde olmuş mudur? Tarihte ve günümüzde Çin’de yaşayan Yahudi var mıdır? Varsa daha çok Çin’in hangi bölgelerinde yaşamışlardır? Tarihte ikili ilişkiler nasıl başlamıştır? Her ne kadar yüzeysel bir araştırma olsa da, çalışma Çin tarihinde farklı ve ilginç bir sayfayı aralıyor.

Harita

 

Eski Çağlarda Çin’e Gelen Yahudiler ve Kaifeng Yahudi Derneği

8.yy’da tarihi İpek Yolu oluşmaya başladığında Çin kendi medeniyeti ve kültürünü dünyaya açmanın yanı sıra, dış dünyanın sahip olduğu değerlerle de tanışma imkanı buldu. Çin’deki Yahudi tarihi de tam olarak bu etkileşimle başlamış diyebiliriz.

Bazı Çinli araştırmacılar Yahudilerin Çin’e gelişini Han Hanedanlığı (M.Ö 206-M.S 220) hatta Zhou Hanedanlığı’na (M.Ö 1123-M.Ö256) dayandırsa da, henüz yeterli argüman ve kaynaklarla bunun doğruluğunu hâlâ ispat edememişlerdir. Genel kabul gören görüş Yahudilerin 8.yy’da Tang Hanedanlığı döneminde Çin’e geldikleri yönündedir. 8.yy’dan itibaren başlayarak kara ve deniz yoluyla Çin’e ulaşan Yahudiler Çin’in bir çok farklı bölgelerine dağılarak yaşamlarını sürdürmüştür.

Uzun bir zaman Çin içerisinde oldukça dağınık bir şekilde yerleşmiş halde olan Yahudiler, Kuzey Song Hanedanlığı (960-1127) zamanında ilk kez toplu olarak bir araya gelmeye başladılar. Hanedanlığın o zamanki başkenti olan Dongjing şehrinde (günümüzde Çin’in Henan eyaletine bağlı Kaifeng şehri) de büyük bir şekilde örgütlenmiş ve bilhassa bir arada yaşayan Yahudiler vardı. Ayrıca kendi faaliyetlerini yürütme adına Kaifeng Yahudi Derneği kurmuşlardı. Hanedan yöneticilerinin bizzat koruması ve teşvikleri altında geleneklerini ve dini ritüellerini yaşatma imkanı bulan Yahudiler, aynı zamanda da Çin vatandaşlığına geçme hakkı kazanmışlardı. Çin vatandaşlığı statüsünü kazandıktan sonra Yahudiler eğitimden ticarete kadar bir çok alanda daha da etkili olmaya başladılar. 

zam

 

Özellikle ticaret alanındaki becerileriyle ön plana çıkan Yahudiler, çok kısa zaman içerisinde Kaifeng şehrinde en zengin kişilerden oluşan bir sınıf oluşturdular. Tüm bu gelişmelerin yanı sıra dini aktiviteleri de gittikçe artan Yahudiler, 1163 yılında dernekleri vasıtasıyla Kaifeng’da dinlerini daha iyi yaşama ve bir sonraki nesillere aktarmak için Sinagog inşa ettiler.

Song Hanedanlığı’nın ardından gelen Yuan Hanedanlığı’nın (1271-1368) da desteğini alan bu Yahudi derneği, Sinagogu yeniden inşa ederek faaliyetlerini sürdürdü. 

Ming Hanedanlığı zamanında dernek devrin en görkemli günlerini yaşarken, derneğe üye 500 hane ile toplamda 4000-5000 civarında Yahudi mevcuttu. Çin toplumundaki konumları günden güne yükselen Yahudiler, genel ve yerel yönetimde hanedanlık görevlisi olacak seviyeye yükseldiler. Ticaretle uğraşanlar zenginlikleri katlayarak artırırken, sanat ve tıp alanında da öne çıkanlar oldu. Bu süreç içerisine Konfüçyanizmle ciddi bir etkileşim içine giren Yahudiler, zamanla etnik kimliklerini ve geleneklerini kaybetmeye başladılar. İlk başlarda İbranice isimlerini Çince isime çevirerek başlayan bu süreç zamanla Yahudilerin Çinliler ile evlenmesiyle kültür ve geleneklerini yitirme noktasına ulaştı. 1642 yılında Çin medeniyetinin çevrelendiği meşhur Sarı Nehir’in taşmasıyla, bu nehre kıyı olan Kaifeng şehrini büyük bir sel bastı. Bir çok felakete neden olan selden Sinagog da ağır tahribatlara uğrayarak nasibini aldı. Bir çok dini kitap ve değerli bilgiler yok oldu. 1663 yılında Sinagog dernek tarafında yeniden inşa edilse de eski aktifliğine ulaşamadı. Ayrıca 1663 yılında Kaifeng şehrindeki Yahudi nüfusu ise sadece 2000 kişi kadardı. 17. yy sonlarına doğru Kaifeng Yahudi Derneğinin dış dünyadaki diğer Yahudi toplumlarıyla tamamen irtibatı koptu. 19.yy ortalarında Sinagog tamamıyla terk edilmiş bir bina olarak kalırken, bir çok Yahudi İbranice konuşamıyor, dini ibadet ve ritüellerini gerçekleştirmiyordu. 19.yy sonlarında Çin’e gelen misyonerlerin Kaifeng Yahudilerini fark etmesiyle, Avrupa’dan ve Amerika’dan bir çok kişi bölgeye ilgi gösterdi. Shanghai’da bulunan bir çok Yahudi, bölgedeki Yahudileri özüne döndürme adına birçok girişiminde bulunsa da başarılı olamadı.

Bağdat’tan Çin’e: Sefarad Yahudileri

Antik çağlarda Kaifeng şehri dışında Çin’in daha çok güneyi olmak üzere, Xian, Luoyang, Guangzhou, Hangzhou, Ningbo, Pekin, Quanzhou, Yangzhou ve Nanjing gibi birçok şehrinde Yahudi yerleşkesi görülse de bunların bir çoğu kalıcı olmadı. 19.yy’da batılı misyonerlerin Çin’e gelmesiyle birlikte başta Kaifeng olmak üzere eski çağlarda Çin’de yaşayan Yahudiler bir çok ülke tarafından ilgi odağı olmaya başladı. 19.yy sonlarına doğru son imparatorluk Qing ile İngiltere arasında vuku bulan Afyon savaşları, Çin’deki Yahudi tarihine farklı bir seyir verdi.

İngilizlerin Afyon Savaşından galibiyetle ayrılmasının ardından imparatorluktan edindiği ekonomik kapitülasyonlar ve limanlar Çin’in yeni bir Yahudi grubuyla tanışmasına neden oldu. O dönemler İngilizlerin yönetimi altında bulunan Bağdat, Mumbai ve Singapur’dan bir çok Yahudi İngilizler tarafından Çin’in Shanghai ve Hong Kong şehirlerine ticaret yapmak amacıyla yönlendirildi. Hepsi İngiliz vatandaşı olan bu Yahudiler asıl olarak Bağdat Yahudileri olarak da bilinen Sefarad Yahudilerinden gelmekteydi. İlk olarak Sasson ailesi Bağdat’tan Hindistan’a oradan da Çin’e ticaret yapmak için gelmişlerdi. Sefarad Yahudileri olarak bilinen bu gruptan ticarette oldukça iyi olan diğer aileler de zamanla Çin’e gelmeye başladı.

001d72135e121006357f0c

Bu ailelerden en meşhurları Hardoon ailesi ve Kadoorie ailesi olarak bilinir. İngilizlerin savaş tazminatı olarak elde ettikleri liman ve ayrıcalıkları iyi bir şekilde kullanan Yahudiler zamanla Çin’de büyük oranlarda ithalat ve ihracat yapmaya başladılar. İngilizlerin Çin’le olan afyon ticaretinde de büyük rol oynayan Yahudiler, zamanla zenginliklerini daha da artırarak Çin’de emlak, finans ve üretim sektöründe öne çıktılar. Oluşturdukları etki alanı ile Çin’in en etkili yabancı iş adamları olma imkanını elde eden Yahudiler zamanla Shanghai ve Hong Kong’daki yükselişleriyle etki alanlarını Çin dışında Uzak Doğu coğrafyasına etki edecek kadar büyüttüler. Çin içerisinde kurdukları dernek, vakıf gibi kurumlarla Sinagog, özel okul gibi faaliyette bulunmanın yanı sıra, 20.yy başlarında Rusya ve Avrupa’dan Çin’e gelen bir çok Yahudi göçmene de yardımcı oldular.

Ayrıca Siyonizm faaliyetlerine destek olurken, Çin’in siyasi kademesiyle iyi ilişkiler geliştiriyor, Çin’in kültürel gelişimine katkı sağlıyorlardı. Sefarad Yahudilerinin Çin’deki bu görkemli yılları 1937 yılında Japonya’nın Çin’i işgal etmesiyle son buldu. Özellikle ticaretle uğraşanların maddi çıkarların büyük tehlike altına girerken, 1941 Japonya’nın Pearl Harbor saldırısıyla birlikte tüm Shanghai ve Hong Kong’u ele geçirmesi ile Yahudiler önemli oranda zarara uğradı. Bütün bunların ardından Çin’de iç savaşın patlak vermesiyle birlikte Sefarad Yahudileri Çin ana karasındaki mal varlıklarını ve yatırımlarını zamanla başka ülkelere ve Hong Kong’a taşımaya başladı. Daha çok İngiliz yönetiminde bulunan Hong Kong’u Batı dünyasıyla olan ticari ilişkilerinde köprü olarak kullanan Sefarad Yahudileri, 1978 yılı Çin’in “Dışa Açılım ve Reform” hareketiyle birlikte yatırımlarını tekrar Çin ana karasına yöneltti ve bir çok Sefarad Yahudisi iş adamı Çin’e geri dönüş yaptı.

aa

Aşkenaz Yahudileri ve Çin

Rus Yahudileri olarak bilinen Aşkenaz Yahudileri, daha çok Doğu Avrupa’da yaşayan Yahudilere verilen isimdir. Sefarad Yahudileri gibi Aşkenaz Yahudileri de Çin ile ortak bir tarihi bir geçmişi paylaşmışlardır. Aşkenaz Yahudilerini Çin’e gelemeye sevk eden sebepler daha çok Rusya İmparatorluğu ve Japonya arasında çıkan savaş ile 1980’lerde Rusya ve Doğu Avrupa’da Anti-Yahudi hareketlerin oluşmasıdır.

sa

Rusya İmparatorluğunda 1905 ve 1917 yılındaki devrimler Aşkenaz Yahudilerinin bir kısmının Çin’e göç etmesine neden oluştururken, asıl büyük göç 1980’lerde meydana gelmiştir. Anti-Yahudi hareketlerinin başlamasının ardından yüz binlerce Yahudi Kuzey Amerika’ya gitmeyi tercih ederken, on binlercesi de Çin’e yerleşmeyi tercih etmiştir. Çin’in kuzeydoğusunda bulunan Harbin şehrinde göç eden bu Aşkenaz Yahudileri, bununla birlikte Uzak Doğu’daki en büyük Yahudi yerleşkesini de burada oluşturmuş oldular. 1931 yılında Japonya’nın Çin’in kuzeydoğusunu işgal etmesiyle Harbin şehrindeki Yahudiler, Tianjin, Shanghai, Qingdao gibi güney şehirlerine göç etmiştir.

Sefarad Yahudilerinden farklı olarak Aşkenaz Yahudileri Çin’e geldikleri dönemde oldukça fakir bir durumda idiler. Fakat zamanla küçük alım satımlarla başlattıkları ticaretle zenginliklerini artıran Aşkenaz Yahudileri, sayılarının da Çin’deki Sefarad Yahudileri’ne oranla fazla olmasıyla günden güne etkili bir grup olmaya başladı. Rus-Çin ilişkilerinin gelişimine katkı sağlamanın yanı sıra Çin ekonomik gelişimine de yaptıkları yatırımlarla katkı sağladılar. Çin’deki bir çok Aşkenaz Yahudi’si Çin’i ikinci ana vatanı olarak görüyordu. Kurdukları dernek ve vakıflarla Çin’in farklı şehirlerinde Sinagog ve özel okul faaliyetlerinde aktif şekilde bulundular. 1900’lü yılların başlarından itibaren Çin’de yaşayan Aşkenaz Yahudilerinin bir çoğu 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti kurulunca da Çin’de yaşamaya devam etti. Fakat 1966-1976 yılında Mao’nun başlattığı meşhur kültür devrimiyle birlikte Aşkenaz Yahudileri büyük oranda Çin’den ayrıldı.

Nazi Almanya’sından Kaçan Yahudiler Shanghai’da

Deng Xiaoping ve Yahudi Prof

Yahudilerin Çin’e yakın tarihte belki de kitlesel olarak en büyük göçü 2. Dünya savaşında Nazi Almanya’sından oldu. Hitlerin sınırları içerisinde bulunan Yahudilere başlattığı soykırım sonucunda bir çok Yahudi yaşamını yitirirken bir çoğu da soykırımdan kaçmak için dünyanın farklı yerlerine göç etmek zorunda kaldı. Almanya’dan göç etmek zorunda kalan bir çok Yahudi’ye kapılarını açan bu yerlerden birisi de Shanghai idi. 1933-1941 yılları arasında Shanghai yaklaşık olarak 30 bin Yahudi göçmene yerleşim imkanı sağladı. Bu Yahudilerin bir çoğu Nazi Almanyası’ndan ya da Almanya’nın işgale ettiği diğer ülke topraklarından gelmekteydi. Shanghai’a göç eden Yahudi göçmenlerden yaklaşık bin kişilik bir grup Shanghai üzerinden üçüncü bir ülkeye göç etmeyi tercih ederken, bir çoğu 1941 yılına kadar burada yaşamını devam ettirdi. 1941 yılında Pasifik Cephesi Savaşı’nın vuku bulmasıyla birlikte Kanada, Güney Afrika, Yeni Zelanda, Avusturalya ve Hindistan gibi ülkeler Shanghai’daki Yahudilere kapılarını açtı. Her ne kadar bir çok Yahudi başka ülkelere göç etse de o yıllarda yine bir çok sayıda Yahudi Shanghai şehrinde ikamet etmekteydi. Japonların Shanghai işgali ile birlikte Nazi Almanya’sı Japonya’ya Shanghaidaki Yahudilerin soykırımdan geçirilmesini istedi. Almanya’nın bu önerisini kabul etmeyen Japonya, baskılardan kurtulmak için Shanghai’da Yahudi mülteci bölgesi kurdu. Avrupa’ndan göç eden tüm Yahudileri bu bölgeye taşınması zorunlu kılındı. Ardından Japonya’nın 2. Dünya savaşında ki konumunun değişmesi ile birlikte Shanghai’daki Yahudiler olası bir faciadan kurtulmuş oldu. Bundan sonraki yıllardan günlük yaşantılarına normal bir şekilde devam eden Yahudiler, geliştirdikleri ticaretle dernek, vakıf ve özel okul kurarak Shanghai’daki faaliyetlerini sürdürdü.

Günümüzde halen Çin farklı şehirlerinde Yahudiler mevcuttur. Her ne kadar Çin’deki Yahudi sayısı ile ilgili resmi bir rakam olmasa da, Shanghai’da yaklaşık olarak 10 bin Yahudi’nin olduğundan bahsedilmektedir. Ayrıca Çin’in 15 farklı şehrinde Sinagog bulunmaktadır.

*Bu yazı ünlü Çin-Yahudi Tarihi Araştırmaları Uzmanı Prof. Dr. Pan Guang’ın Wu Zhou Chuanbo Yayınları tarafından çıkarılan “Çin’deki Yahudiler” kitabı esas ve kaynak alınarak yazılmıştır. 

*Yazıda kullanılan fotoğraflar “Çin’deki Yahudiler” adlı kitaptan alınmıştır.