Stratejik açıdan Çin

0
289 views

Dr. Hasan Bilgin, 1963 yılında Safranbolu Çavuşlar köyünde doğmuştur. 1982 yılında liseden ve 1986 yılında da üniversiteden mezun olmuştur. Üniversite mezuniyeti sonrası memurluk hayatına başlamıştır. 1999 yılında Yüksek Lisansını ve 2008 yılında ‘Stratejik Açıdan Çin’ konulu tezi ile doktorasını tamamlamıştır. (Tez kitap olarak yayınlanmıştır.) Evli ve iki çocuk babası olup, İngilizce bilmektedir. Dr. Hasan Bilgin halen, Çin’e ilişkin çalışmalarına devam etmektedir. Özel uğraş olarak da yaklaşık on yıldır, para piyasaları ve sosyonomi ile ilgilenmekte, Elliott Dalga Analizi ve Fibonacci Analiz yöntemlerini kullanarak borsa, altın, döviz ve hisselerle dünya olaylarına ilişkin öngörü çalışmaları yapmaktadır

Stratejik Açıdan Çin adlı eser üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Çin tarihi, son Çin İmparatorluğundan günümüze, detaylı bir şekilde aktarılmaktadır. İkinci bölümde, Türkiye-Çin ilişkilerine odaklanılırken, son bölümde ise Çin’in küresel ve bölgesel politikaları ele alınmaktadır.

Yazar giriş bölümünde ‘Yeni İpek Yolu’ senaryosu başlığı altında 2035 yılında Çin’de ki nüfusun %25 inin 65 yaş ve üzeri bir duruma geleceğini ve bugünkü haliyle Rusya’ya benzeyeceğini öngörmektedir. Yaşlı nüfusun artması sonucu olarak sağlık giderlerinin artması yüksek boyutlara ulaşacaktır. ABD veya AB seviyesinde milli gelire de sahip olamayacağı için toplumsal olaylara sebep olacağını düşünülmektedir.

Çin’de Sosyalizm ve sonrası bölümü, Çin komünist partisinin oluşumu ve Mao başlığı altında şu hususlara değinilmiştir:  Çin’in ülkeyi uyandırmak yeniden düzenlemek ve kuvvetlendirmek için başlattığı üç büyük ciddi atılımcıya şahit olmuştur: Sun Yatsen, Çan Kay-şek ve Mao Zedong.Bu devrimcilerin herbiri pratik gücünü, ortaya çıkan milliyetçilikten, özellikle Çinli öğrenci ve fakirlerden aldığı belirtilmektedir. Yine aynı başlık altında; Çan Kay-şek günün birinde Japonya ile büyük bir savaşa girmek için hazırlanmak zorundaydı. Bunun için mümkün olduğu kadar iyi harekât üsleri kurmak gerekiyordu. Bunu ilk önce büyük bir taarruz ile komünistleri Kiangsi eyaletinden kovması ve onları memleketin batısında, gelecekteki savaş bölgesinden çok uzaklara göç ettirmek zorunda bırakmasıyla yapmıştır. 1927-28 savaş lordlarını (asker valiler) yenen ve Sun Yatsen’in hayalindeki Çin birliğini kurmaya yaklaşan Çan Kay-şek’in komünistleri ezme eylemine girişmemesi, daha sonra gelişen olaylar göz önüne getirildiğinde çok olumsuz bir durum oluşturdu.Pekin savaş lordu(Ülkede bir merkezi hükümet yoktu ve vilayetler savaş lordları yani asker valiler tarafınan yönetiliyordu) Chang Tso-lin 1927 Nisan’ında Sovyet Rusyanın elçilik binasını basmıştı. Baskın sırasında ele geçirdiği belgeler Komitern’in Borodin’e (Moskova’nın gönderdiği bir komünist) günlük emirler verdiğini kesin bir biçimde ispatladığı gibi aynı zamanda Çin’de ki komünist eylemlerin aylık ödenekleri bulunduğunu da ortaya çıkarıyordu.  Komünistlere maddi yardımda bulunan Rus elçilikleri kapatılıp, komünistler parasız ve başıboş kalınca tekrar örgüt kurmaları ümidi kökünden yok edilmişti.İşte bu komünistleri kurtaran bir tek adam oldu. Bu adam, Mao idi. Hiçbir hanedan köylü orduları olmadan devrilmemiştir. İmparatorlukları kuranlarda yıkanlarda onlardı, yani milyonlarca köylüydü. Bu nedenle Mao’ya göre kuvvetlerin gelişmesi meydan savaşlarına fırsat verinceye kadar  gerilla savaşı yapmak ve köylüleri ayaklandıracak bir siyaset izlemek en uygun yoldu.Marks ve Lenin’e taparcasına inan Mao Zedong, çevresine küçük bir gurup toplayarak, kan içinde kalan savaş alanlarını bırakıp Kiangsi’de dağlık bir şehir olan Qing Kan Şan’a çekildi. Çok geçmeden Mao Zedong’un  seçtiği bu yeri duyup öğrenen komünistler her taraftan buraya akın akın gelmeye başladılar. Zhou En Lai, Li Li San ve öteki Marksistler hemen oraya koştular. Komünizmi kabul etmekte sakınca görmeyen eşkıya çeteleri de bu komünistlerin saflarına katıldılar.

İkinci bölüm olan 1923’ten günümüze Türkiye-Çin ilişkilerinde Türkiye’nin Çin Halk Cumhuriyetini tanımasından sonra ki karşılıklı ziyaretlerden ve anlaşmalardan bahsedilmiştir. Bunun yanı sıra Kore savaşından, Çin’in yumuşak karnı Xinjiang sorununa kadar birçok konu ele alınmıştır.Yazar bu bölümde Tokyo Yabancı Araştırmalar Üniversitesi Türkoloji bölümü yardımcı profesörlerinden Hayashi Kayoko’dan alıntı yaparak;‘Türkiyede Çince konuşan yok, bu konuda hiçbir araştırma yok, bu çok tuhaf. Çinli’ler  tamamen dünyaya açılınca bugün nasıl Amerika ile iyi geçinmek zorundaysak, Çin ile de iyi geçinmek zorunda kalacağız. Çin çok zor bir ülke. Mantıklarını bilmiyoruz. Türkiye stratejik bir hata yapıyor’Çin ile ilgili araştırmaların yetersiz olduğuna ve stratejik bir hata yapıldığına vurgu yapılmıştır. Fakat bu durumun Türkiye-Çin arasındaki ilişkilere bakarak değişmeye başladığını belirtmiştir.

Son bölüm olan ‘Çin ve 21.Yüzyıl’ da yazar Çin’in dışişlerinde oluşturmak istediği etkiden,istatistik bilgilere dayanarak yaptığı öngörülerden oluşmaktadır. Çin dış temsilciliklerine genelde o ülkenin dilini bilen büyükelçiler atar. Eğer mevcut değilse mutlaka o ülkenin dilini en iyi şekilde bilen diplomatları büyükelçinin emrine verir. Bu hususlar Çin’in dünya genelinde söz sahibi olma niyetinin ameli hükmündedir. Aynı zamanda yazar enerji üretimi ve tüketimi ile ilgili istatistiki bilgiler ortaya koymuştur. Çinli liderlerin petrol üzerine müzakerelerini takip eden Brookings kuruluşundan Erica Downs gibi enerji analistlerine göre, Pekin global krizlerde fiyatları dikte ettiği piyasalara veya Çin’in enerji ikmal hatlarının bir Amerika müdahalesine daha az bağımlı olmalıdır. Çin halen ihtiyacı olan doğal gaz ve petrolün %28 ini Büyük Sahra Çölünün güneyindeki ülkelerden karşılamaktadır.

Asya’da Türkiye-Çin etkileşimleri başlığı altında ise Türkiye’nin stratejik konumundan, Orta Asya ve Kafkaslarla olan kültürel ve dini bağlarından bahsetmektedir. Sovyetler birliğinin yıkılması Türk dış politikasında da yeni bir sayfanın açılmasına neden olmuştur. Türkiye’nin Orta Asya devletleri ile entegrasyonu diğer çevre ülkelere göre daha avantajlı durumdadır. Türkiye öncülüğünde kurulan D-8 örgütü yaklaşık 825 milyonluk bir nüfusu temsil etmekte olup, Mısır ve Nijerya’nın dışında bütün üyeler Asya-Pasifik coğrafyasının önemli aktörleridir. Örgütün ekonomik işbirliğini temel alması ve sadece İslam ülkelerine açık olması Türkiye’nin içinde olmadığı Şanghay İşbirliği Örgütünü faal hale getirmek isteyen Çin endişelendirmektedir.

Yine yazara göre , uzun vadede Çin-Rus menfaatlerinin çatışması kuvvetle muhtemeldir. Avrupalıların 19. Yüzyılda muhteşem ekonomik büyüme sağlayıp, daha sonraki iki dünya savaşıyla kendi üstünlüklerini kendi elleriyle baltaladıkları gibi Asya-Pasifik çağıda bundan yirmi otuz yıl sonra Asya savaşları ile sekteye uğrayabileceğiöngörülüyor.

Çin’in geleceği üzerine değerlendirmeler başlığında ise Çin, kuşkusuz hemen her alanda, büyük iddiaları ve potansiyeli olan bir güçtür. Sessiz, derinden ve emin adımlarla ilerlemektedir. Önümüzdeki 20 yıl zarfında ekonomik gücünde paralel olarak stratejik nüfuzunda arttıracağına kesin gözüyle bakılıyor.

Senaryolar bölümünde ise stratejik öngörünün nasıl yapılacağını öngörü konisi ile çarpıcı bir şekilde anlatılmıştır. Samuel Huntington’un uygarlıklar çatışmasına göre Batı uygarlığına karşı İslam uygarlığı ve Konfüçyüs uygarlığı arasında bir ittifak gelişirse, yeni bir dünya düzeninin oluşacağı aşikardır öngörüsüne yazar Çin’in ilişkilerini vurgulayarak bu ittifakın şu an mümkün olmadığını belirtmiştir.

Sonuç bölümünde ise Çinlilerin müzakere kültürü üzerinde durulmuştur. Bu son bölümde yazar Çincede ki ‘kriz’ kelimesini bir alıntı ile analiz etmiştir: ‘Çinliler bir kriz duygusunu yaratmak için kuvvet kullanırlar. Çincede kriz anlamına gelen ‘weiji’, iki karakterden oluşmaktadır. Bunlar ‘tehlike’ ve ‘fırsat’tır. Bütünsel anlamda bir olumsuzluk anlamına gelmemektedir. Ulaşılması zor  bir şey için kazanç elde etme fırsatını aramaktadır.

‘Stratejik Açıdan Çin’ kitabı Çin araştırmaları yapan ve akademik kariyer düşünen öğrencilerin temel eser olarak okuyabilecekleri bir kitap. Yazar kitap başlığı olarak ‘Stratejik Açıdan Çin’i kullanmış fakat kitap içeriğinde bu konuya çok fazla yer vermemiştir. Kitap doktora tezi olduğundan akademik bir değeri vardır.  Kitabın tek eksik yanı kitapta bir konu bütünlüğü olmamasıdır.