16 Ocak 2016 `da yapılan Tayvan genel seçimlerini %56 gibi ezici bir üstünlükle kazanan DPP (Democratic Progressive Party), Tayvan tarihinin ilk kadın Cumhurbaşkanı ve DPP genel başkanı olan Tsai Ying Wen`a bugünlerde görevi vermeye hazırlanıyor. Büyük bir halk desteği ile göreve gelecek olan Tsai ve partisi aynı zaman da birçok problemlerle de karşı karşıya kalacak. Önceki Cumhurbaşkanı Ma`nın görev süresini sonuna kadar kullanmasına izin vererek ekibini hazırlamak ve politikaları belirlemek isteyen DPP hükümeti, aslında 20 Mayıs olan hükümet devir teslim tarihine kadar, olası birçok problemle yüzleşmek yerine problemleri önceki KMT hükümetinin hanesine yazdırmak istediğini partiye yakın birçok uzman dille getirmekte.

Yeni hükümeti bekleyen bir çok problem mevcutken çözüm adına halihazırda konuşulan sadece birkaç makro politikadan bahsetmek mümkün. Bunların yanında Doğu Asya Kaplanları’ndan olmasına rağmen ekonomik büyüme hızı 2015 itibarı ile %1`e kadar gerileyerek[1] G. Kore, Singapur, Hong Kong gibi rakiplerinin oldukça gerisinde kalmış, özellikle yeni mezun gençler arasında işsizliğin büyük bir problem olduğu, çalışan genç nüfusun ise sabit enflasyona bağlı çok düşük ücretlerle hayatlarını sürdürmek zorunda olduğu bir Tayvan portresi karşımıza çıkıyor. Seçim kampanyası boyunca iş olanaklarını ve çalışan ücretlerini artırmayı, konut fiyatlarını dengelemeyi vaad eden DPP`nin “bunları nasıl gerçekleştireceği” masada bekleyen ve bütün toplumun merak ettiği konulardan birisi.

Sanayi politikalarında üreten(OEM) ve ihraç eden(EOI) ülke olma pozisyonunu kaybetmek istemeyen Tayvan, ihracatta Çin pazarına  %40 ($121 milyar)[2] bağlı olmanın ekonomi ve siyasette Çin`e karşı argüman oluşturmakta elini kolunu bağladığı toplumun her kademesindeki insanlar tarafından konuşulmakta. Ma hükümeti döneminde Çin ile bir dizi ekonomik anlaşmaların imzalanmasına karar verilmişti. Bu kararların bağımlılığı daha da artıracağını düşünen (özellikle de gençlerden oluşan) gruplar protestolar düzenlemişlerdi. Seçimlerde ki üstünlüğünü kısmen bu eylemlerin oluşturduğu akıma borçlu olan DPP hükümetinin bu bağımlılığı azaltmak için ülkeler arası serbest ticaret anlaşmaları (olası ilk hedef Japon pazarı) ve TPP (Trans-Pacific Partnership) üyeliği ile Amerikan pazarına açılmak gibi bir dizi ticari hedefleri kovalayacağını söyleyebiliriz. Bunların yanında DPP hükümetinin Tayvan`lı yatırımcıları Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerine yönlendirmeyi ve bu bağlamda dış politikalar geliştirmeyi hedeflediği (New Southbound Policy)[3] partiye yakın düşünce kuruluşlarınca  hararetle tartışılan konulardan birisi. Bu yönelişin bir nevi indikatörü sayılabilecek Hindistan ile olan yakınlaşma her iki ülke için de çok yönlü ve oldukça kazançlı bir politika olarak gözüküyor.

Elbette bütün dünyanın yeni hükümeti hassasiyetle izlediği konuların başında Çin ile olan ilişkilerin nasıl gelişeceği geliyor. Yeni Cumhurbaşkanı Tsai seçim kampanyası boyunca Çin ile nasıl bir politika izleyeceği konusunu hep üstünkörü geçsede, Çin`in DPP`ye seçimlerden önce yaptığı uyarıların da yardımı ile yeni hükümet bütün Çin karşıtlarının oyunu almayı başardı. Çin`i ürkütmemek için dile getirmemiş olsa da Tsai`in 1992 Konsensüs `ünü kabul etmediği herkesin bildiği bir gerçek. Yeni bir konsensüs arayaşı ise Çin tarafının bütün baskılarına ve 92 Konsensüs`ü dışında hiçbir teklifi kabul etmeyeceğini açıkça dile getirmesine rağmen devam ediyor. En kötü senaryo ise konsensüsü redderek bağımsızlığa doğru hareket etmeye kararlı bir Tayvan`ı ekonomide ve dış politikada birçok cezalandırmanın bekleyeceğini söyleyebiliriz. Bu olasılığı gören Çin tarafının seçimlerden hemen sonra yeni hükümeti “bağımsızlık halüsünasyonları[4]” görmemesi konusunda uyarmasının ardından dış politika da asimetrik bir köşeye sıkıştırma sürecinin başladığını söyleyebiliriz. Geçtiğimiz ay Kenya`da tutuklanan Tayvanlı suçluların Çin`e iade edilmesinin ardından başlayan tartışımlara en son Tayvan ile yakın ilişkileri bulunan Malezya’da da aynı olayın tekrar etmesi ile yeni hükümetin bu sınavdan nasıl geçeceği merakla bekliyor. Çin tarafı artık bazı ülkeleri Taipei ve Pekin arasında seçim yapmaya zorlayarak Tayvan`ı dış politikada daha da izole etmeye çalışıyor/çalışacak. İyi giden ikili ilişkilerin bir başka göstergesi olan Çin`den Tayvan`a gelen milyonlarca turistin seçimlerden hemen sonra gözle görülür şekilde azalması da Çin`in yeni bir mesajı olarak not edilmelidir. Bu köşeye sıkıştırmalar, DPP`yi KMT ile ortak hareket etmeye yönlendirmesi veya DPP`nin tam bağımsızlık yanlısı eski kadrolarından ayrışması gibi muhtemel sürpriz sonuçları beraberinde getirebilir.

Önceki Ma hükümetine yapılan en büyük eleştirilerden birisi dış politikayı tamamen Çin üzerinden oluşturmaya çalıştığı yönündeydi. Yeni hükümet ise bu politakadan vazgeçerek dış politikayı Çin merkezciliğinden kurtarıp daha geniş coğrafyalara taşımak istiyor. Tayvan isminin bilinirliliğini artırmak adına sivil toplum örgütleri ile de birlikte hareket ederek bazı uluslararası organizasyonlara dolaylı yoldan dahil olmayı özellikle arama-kurtarma, insani yardım, afet yardım, sanatsal faaliyetler ve bu alanda çalışan organizasyonların destekleneceği muhakkak.

Bütün bu değişimlerin ve oluşumların içerisinde Tayvan-Türkiye ilişkilerinin bahar dönemini yaşadığını söyleyebiliriz. İstanbul-Taipei arası başlayan direk seferlere THY`dan  sonra Eva Air`in de dahil olması ile turizmin patlama yapması beklenirken, Türkiye`de gerçekleşen terör saldırılarından sonra ters yönde etkilendiği görülmektedir. Bunların yanında artarak devam eden ticari anlaşmaların yeni hükümet döneminde de hız kesmeden devam edeceğini söyleyebiliriz.

[1] Tayvan 2015 Ekonomik büyüme hızı: http://www.statista.com/statistics/328535/gross-domestic-product-gdp-annual-growth-rate-in-taiwan/

[2]  Sujian Guo, “Greater China in an Era of Globalization”, sayfa 84, 2010, New York, Lexington Publishing

[3] New Southbound Policy: http://m.taiwansecurity.org/app/news.php?Sn=8552

[4] http://www.reuters.com/article/taiwan-election-idUSKCN0UV02I

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here