Bilindiği gibi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin dağılmasıyla Çin ve Rusya Federasyonu uluslararası konjonktürde Orta Asya’da oluşan siyasi boşluktan doğan fırsatlar doğrultusunda rekabetten kaynaklanan sorunlarını bir kenara bırakıp Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan ile Şanghay Beşlisi’ni kurmuşlardır. Her ne kadar başlangıçta sadece 5 ülkenin güvenlik konusunda anlaşması üzerine olsa da ilerleyen yıllarda güven perspektifinde gelişen karşılıklı ilişkiler, bölgesel barış, ekonomi ve istikrar noktasında bölgeye oldukça katkı sağlamıştır. Örgüt, dünyanın en büyük pazarı, en çok enerji üreten ve tüketen ülkelerini barındırması itibariyle dünya kamuoyunda ilgi uyandırmakta ve ülkelerin tutumunu etkilemektedir.
Şanghay İşbirliği Örgütü(ŞİÖ) içindeki üyeler arası iş birliğinin artması ile birlikte bölgedeki Çin etkinliği de artmıştır. ŞİÖ ile birlikte Çin kendisine Orta Asya devletleriyle ilişkilerini geliştirebileceği bir platform oluşturmuştur. Böylelikle Çin mevcut bölge politikalarını ŞİÖ üzerinden şekillendirmekte ve Orta Asya’da etkin bir güç konumuna yükselmektedir. Örnek vermek gerekirse, Çin ile üye 5 ülke arasındaki ticaret hacmi 2001’de 12.1 milyar dolar iken 2012’ de 123.7 milyar dolara çıkmıştır.[i] Çin’in başı çektiği serbest ticaret bölgesi ve entegrasyon projelerinin gerçekleştirilmesi durumunda 2020 yılında örgütün gayri safi yurtiçi hasılasının dünyanın %30’unu geçeceği öngörülmektedir. Ekonomik ve güvenlik ortaklıklarının bu kadar ilerletilmesi uluslararası arenada Çin’in politikalarının etkinliğini daha da arttırmasını sağlamakta, dünya siyasetinde ben de varım diyebilmesine olanak sağlamaktadır.
ŞİÖ ve Türkiye Açısından Önemi
Türkiye açısından bakacak olursak Orta Asya bölgesi Türkiye için ekonomik, siyasi ve kültürel açıdan önemli bir bölge konumundadır. Türkiye, mevcut uluslararası konjonktürde Orta Asya devletleri ile gerek tarihi gerek kültürel yakınlığından dolayı siyasi anlamda oldukça iyi ilişkiler geliştirmiştir. Fakat ekonomik makro ekonomik politikalar söz konusu olduğu zaman bölgede istediği politikaları gerçekleştirememiştir. Örneğin Kazakistan Merkez Bankası’nın 30 Eylül 2012 verilerine göre yatırım için 46 milyar dolarla en çok Amerika’yı, ardından 16.2 milyar dolarla İngiltere’yi seçerken Türkiye ilk onda dahi yer almamıştır.[1] Bölgede altyapı yatırımları söz konusu olduğunda ilk akla gelen Asya Kalkınma Bankası’nda Türkiye’nin %0.6’lık oy kullanma gücü varken Çin’in %5.45, Rusya’nın %2.77’lik söz hakkı bulunmaktadır.[ii] Bunun gibi birçok örnek bize kültürel ve siyasi yakın ilişkilere nazaran ekonomik alanda kat edilmesi gereken uzun bir yolun bulunduğunu göstermektedir.
SSCB’in dağılması sonrası Türkiye açısından her ne kadar yapılan açıklamalar halklar arası ilişkileri daha da iyi seviyelere çekse de söz konusu devletlerin milli menfaatine hitap edecek istikrarlı politikaların üretilememesi Orta Asya devletlerini git gide menfaatlerine hitap edebilecek farklı partnerlere kaydırtmıştır. Bu da Türkiye’nin bölgedeki avantajını git gide düşmesi sebep olmaktadır. Her ne kadar bölge halklarıyla ortak kültür ve tarih mirasımız olsa da devletler arası ilişkilerde karşılıklı çıkar her zaman önemlidir. Devlet adamları ne kadar karşılıklı sıkı dostluktan bahsetseler de bunu iç politikaya yönelik artılardan yapmaktadırlar. İşin mutfak tarafında ise mesele, milli kazançlara uygun düşüp düşmediği meselesidir. Bu sebeplele Orta Asya halklarıyla olan yakınlığımızın bu ülkelerin devletleriyle olan ilişkilere yansıyabilmesi için karşılıklı işbirliği oldukça önemlidir. Burada vurgulanmak istenen nokta yumuşak gücün önemsizliği değil daha çok karşılıklı güven sıkıntılarını halletmiş, ortak değerleri bulunan ülkelerin madalyonun diğer bir yüzüne de gereken önemi vermesi gerektiği gerçeğidir. Zira elimizde bulundurduğumuz gücü kinetiğe çevirmezsek aradaki güç farkının kapanması ile potansiyel enerjimiz de kalmayacaktır.
NATO Üyesi Türkiye ve ŞİÖ
Türkiye 2011 yılında ŞİÖ’ye diyalog ülkesi olmak için resmi olarak başvurmuş ve ertesi yıl itibariyle işleyişe katılmıştır. Bu adım dış politika çerçevesinde “merkez ülke”[iii] olma açısından atılan bir adım olarak değerlendirilebilir. 2004’te Abdullah Gül’ün Çin ziyaretinde Avrupa Birliği’ne(AB) üye olmak istememiz Orta Asya’yı ve çevresini göz ardı edeceğimiz anlamına gelmez anlamındaki sözleri bu politikanın dışa yansımasını göstermektedir.[iv]
Bilindiği gibi 2012 yılında Başbakan olan Erdoğan Putin’e karşı:’Bizi Şanghay Beşlisine alın Avrupa’yı unutalım’ sözleriyle ŞİÖ Türk medyasında daha çok gündeme gelmiştir. Bu bağlamda örgütün NATO ve AB’ye alternatif olabileceği algısı oluşmuştur. Fakat NATO ve AB’nin tarihsel oluşum süreçleri, söylemleri, oluşum mekanizmalarını ŞİÖ ile kıyasladığımızda birbirlerinden çok ayrı oluşumlar olduğu görülmektedir.[vi] AB’ye baktığımızda üye ülkelerin ortak bir tarihe sahip olmaları, yakın akrabalık ilişkileri ve kültürel birlik hemen gözümüze çarpmaktadır. ŞİÖ’de ise durum karşılıklı menfaatten kaynaklanmakla birlikte tarihi ve kültürel açıdan birbirinden çok ayrı devletleri barındırmaktadır. NATO ise kendine ait merkez komitesi, oluşumu ve paktın oluşum amaçları hasebiyle ŞİÖ’ den ayrılmaktadır. Bu bakımdan NATO ve AB’nin ŞİÖ’ ne alternatif olamayacağı söylenebilir.[vii] Bilakis Türkiye açısından batıdaki okun hedefe varması için Türkiye adına doğuya doğru gerilen ok hükmündedir.[2] Yani bir nevi bu oluşumla ilgilenmek batıya alternatif olmasından ziyade Türkiye’nin merkez ülke anlayışı çerçevesinde doğuda ve batıda da elinin güçlenmesini sağlayacaktır. Yukarıda sayılan nedenlerden dolayı Erdoğan’ın ve Türk yetkililerin açıklamalarını daha çok Batı’ya gözdağı vermek olarak değerlendirebiliriz. Nitekim Dışışleri Bakanlığı’nın bu süreçte yaptığı açıklamalar bunu destekler mahiyettedir: “Ülkemizin ŞİÖ ile ilişkisi AB veya NATO ile ilişkilerimize alternatif olmadığı gibi bu örgütlerle mevcut ilişkilerimiz ŞİÖ ile işbirliğimiz önünde engel değildir.”[viii]
Türkiye’nin ŞİÖ’ ye Girmesinin Sağlayacağı Avantajlar
Türkiye ŞİÖ’ye üye olmakla daha da geliştirmek istediği Orta Asya ilişkilerini belli bir seviyeye çekme adına gerekli platformu böylelikle ayağının altında bulabilir.
Bilindiği üzere son dönemlerde NATO, AB ve Birleşmiş Milletler(BM)’de Türkiye’nin politikalarına genel manada sessiz kalınmakta, Türkiye açısından istenilen sonuçlar elde edilememektedir. Elimizin Batı’ya mahkûm olmadığını anlatmak adına, bu bölgede sözümüzün dinlenmesi için ŞİÖ çerçevesinde gereceğimiz yay Batı bölgesinde okun hedefe varmasına yardımcı olacaktır.[ix]
1991 ile başlayan süreçte çoğu söz ve plan kâğıt üstünde kalması hasebiyle(gerek ekonomik gerek teknolojik sebepler) Orta Asya da doğan siyasi boşluğu yeteri kadar iyi değerlendiremedik. Günümüzde siyasi ve ekonomik boşluğu iyi dolduran ülkeler olarak ön plana çıkan Amerika, Çin ve Rusya’yı bu konuda göz ardı ederek o bölgede etkili olmak pek mümkün görünmemektedir. İkili sınırlı ilişkilerde çok sıkıntı olmasa da makro projelerin üretiminde bölgedeki dengeleri hesaba katmamız gerekmektedir. Her ne kadar yumuşak gücü elimizde bulundursak da uluslararası arenada devletler için milli çıkar en önemli konumdadır. Orta Asya Devletleri açısından Rusya ve Çin’in Orta Asya ülkeleriyle yaptığı makro anlaşmalar ve güvenlik adına işbirlikleri bu ülkeler açısından kalkınma ve asayiş adına oldukça önemlidir. Bu noktada Çin ve Rusya Orta Asya pastasından pay almak isteyen başka bir ülke ortaya çıktığında bunu karşılıksız bir şekilde kabul etmeyecek ve yolumuza taş koyacaklardır. Sadece bu sebebi dahi ele alırsak ŞİÖ’ye girme ihtimalimiz çok düşük olduğu görülmektedir. Bu çerçevede eğer Asya’ da merkez ülke olma gibi bir hedefi takip ediyorsak Rusya ve Çin ile ilişkilerimizi daha iyi seviyelere çekmeliyiz. Bu konuda çeşitli açmazlarımız ve avantajlarımız bulunmaktadır.
Türkiye’nin ŞİÖ’ ye Girmesinin Değerlendirilmesi
Öncelikle Çin ve Rusya gibi iki devlet Orta Asya enerji pastasını ikiye bölmek varken neden uce bölmek istesinler? Bu konuda Türkiye’nin Rusya ve Çin ile ilişkilerini rekabet ortamından işbirliği ortamına taşımaya çalışması gerekmektedir. Tıpkı ŞİÖ kurulumu aşamasında Rusya ve Çin’in o kadar anlaşmazlıklarının yanında pastayı ikiye bölmeyi kabul etmesi gibi. Fakat Türkiye’nin devreye girmesi ile Orta Asya devletlerinin manevra alanı bir kat daha fazla genişleme ve ellerindeki enerjiyi daha fazla müşteriye pazarlayabilme imkânı elde etmiş olabilme ihtimali onların bu girişime destek vermelerini sağlayabilir. Fakat Çin ve Rusya gibi iki büyük devletin yönetiminde Orta Asya devletleri ne kadar isteseler de sonuç almaları bu iki devletin tutumuna bağlıdır. Türkiye bu konuda Orta Asya ile olan tarihi ve kültürel bağlarını kullanabilir. Türkiye her ne kadar ekonomik bağlamda Çin ile kıyas edilemeyecek konumda olsa da bu konuda yumuşak güç Türkiye’nin elindedir. Bu bağlamda istikrarlı politikalar üretimiyle siyasi olarak bölgede etkin rol oynayabilir. Çin’in bir türlü elde edemediği bu gücün bizde olması elimizi güçlendirmektedir. Örgüt açısından da değerlendirecek olursak Türkiye’nin yumuşak gücü ile Çin’in ekonomik gücünün bir arada bulunduğu örgüt çok daha güçlü olacaktır. Bu Amerika ve AB’ye karşı örgütü genişletip bir Avrasya birliği oluşturma taraftarı olan Rusya’nın da işine gelmektedir. Çin’in ihtiyacı siyasi güç iken Türkiye’nin bölgedeki ihtiyacı daha çok ekonomik anlamdadır. Örgütün güçlenmesi ve karşılıklı menfaatler açısından durum böyle olmakla birlikte ayriyeten güvenlik gündeminin olduğu göz ardı edilmemelidir. Bu noktada karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi ve yanlış anlaşılmaların düzeltilmesi gerekmektedir. Türkiye Çin’in güvenlik kaygılarına daha samimi ve somut politikalarla karşılık vermesi ve yanlış anlaşılmaların düzeltilmesi ile hem iki ülke ilişkilerinin gelişmesi hem de Türkiye’nin bölge politikalarının etkili olması adına önem arz etmektedir.
Türkiye’nin önündeki bir diğer engel ise bölgedeki ABD müttefiki ve ABD güdümünde hareket eden bir ülke imajıdır. Hatta diyalog ülke sürecinde Türkiye’ye ABD’nin Truva atı benzetmeleri[x] dahi yapılmıştır.[3] Aslında başka bir açıdan baktığımızda ise ŞİÖ ve Çin bu pozisyonu kendi lehine de çevirebilir. AB’ye girmeye çalışan bir ülkeyi kendi safına çekmek bir nevi siyah fili yutup tahtaya beyaz at koymaya benzemektedir. Başka bir şekilde ifade edecek olursak bu durum çift tarafı keskin sapsız bıçak gibidir. Türkiye bu konumda bıçak olurken ABD ve ŞİÖ bıçağı tutan iki taraf olmaktadir. Türkiye’nin bu durumda yapması gereken iki tarafa da baskı yapmayıp iki elinde kesilmemesini sağlamaktır. Bu da diplomasinin çok iyi kullanılmasına bağlıdır. Bu durumda “merkez ülke” politikamızı taraflara daha iyi lanse edebilmek oldukça önem arz etmektedir. ŞİÖ’ye girme sebebimizin ABD politikalarından bağımsız olduğunu ve eşgüdümlü bir politika izlemediğimizi karşı tarafa açıklayabilmemiz gerekmektedir. Bu da karşılıklı ilişkilerin güven çerçevesinde geliştirilmesine bakmaktadır. Ahmet Davutoğlu’nun dediği gibi Rusya ile gelişen ilişkilerimiz AB’ye girmemize ve ABD ile ilişkilerimizin iyi olmasına mani değildir. Bilakis merkez ülke olmanın getirdiğidir.[xi] Her ne kadar 2004 yılında dönemin Çin Dışişleri Bakanı Bo Xilai bir konuşmasında Türkiye’nin bu tavrı ile ilgili ‘iki ayak farklı gemide’ atasözüyle cevap verse de[xii] Türkiye bulunduğu konum itibariyle her bölgeyle entegre olabilecek bir potansiyele sahiptir. Örneğin Ortadoğu’da Filistin sorunu ile ilgili BM kararı da bizi ilgilendirirken NATO’dan çıkan Afganistan ile ilgili bir karar da bizi ilgilendirmektedir. Nasıl Ortadoğu ve Avrupa ile bu kadar içli dışlı ilişkilerimiz varsa Asya ile de bu durum geçerlidir. Ve daha da geliştirilmelidir. Bu bağlamda ŞİÖ’ ne katılma adına atılan adımlar bize bir kat daha fazla manevra yapabilme kabiliyeti sağlamakta ve elimizi güçlendirmektedir.
Sonuç
Öncelikle şunu söyleyebiliriz ki ŞİÖ’ ye girmek Türkiye açısından Batıya bir alternatif değil aksine ‘merkez ülke’ olma adına atılabilecek bir adımdır. Bu açıdan bu adımlar AB’ye karşı olarak değil de tamamlayıcı nitelikte görülmelidir.
İkinci olarak Türkiye’nin ŞİÖ’ye girebilme ihtimalini değerlendirecek olursak bu mevcut konjonktürde oldukça zor gözükmektedir. Önümüzde guvenlik kaygilari ve Orta Asya’da enerji pastasının paylaşımı gibi sıkıntılar bulunmaktadır. Bu konuların ciddi bir şekilde ele alınması ve ilişkilerin çok daha iyi seviyelere çekilmesi gerekmektedir. Fakat sonunda ŞİÖ’ye giremesek bile bu bağlamda belirli bir seviyeye çekilen ilişkiler aramızdaki karşılıklı rekabet anlayışını işbirliği seviyesine çekebilir. Bu noktada karşılıklı güven tesis edilmesi oldukça önemlidir.
Üçüncü olarak da Orta Asya ile olan ilişkilerimizi ele alacak olursak Orta Asya ile ilişkilerimiz adına gerekli adımları atarak potansiyel olarak elimizde bulundurduğumuz yumuşak gücü iyi değerlendirebilmemiz gerekmektedir.
KAYNAKÇA:
‘ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ, GELECEĞİ VE TÜRKİYE’ T.EKEMENL
MEHERREMOV, Kabil. “Soğuk Savaş Sonrası Avrupa Birliği ve Rusya Federasyonu İlişkileri”. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ege Üniversitesi, İzmir, 2008.
ÇAĞLAYAN Fatma. “Çin Dış Politikasında Şanghay İşbirliği Örgütü Etkisi veTürkiye’ye Etkileri” (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), HarpAkademileri Komutanlığı Stratejik araştırmalar Enstitüsü Müdürlüğü, 2008.
OĞAN, Gökçen. “Şanghay İşbirliği Örgütü: Bölgesel Güç Dengeleri AçıSından”(Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Kırıkkale Üniversitesi SBE, 2009.
姜毅, ‘中国的多边外交与上海合作组织’
赵华胜, ‘对上海合作组织发展前景的几点看法’
王树春,万青松, ‘上海合作组织与欧亚经济共同体的关系探析’
[i] [i] http://news.xinhuanet.com/ziliao/2002-06/01/content_418824.htm
[ii] http://www.mfa.gov.tr/asya-kalkinma-bankasi.tr.mfa
[iii] Merkez ülke: doğuda batıda kuzeyde güneyde dünyanın her yeriyle ilişkisi bulunan,bu kapsamda politikalar üreten ülke
[iv] Erkin Ekrem, Türkiye-Çin ilişkisi: Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Çin Ziyareti, (Çevrimiçi), http://www.turksam.org/tr/a145.html.
[v] http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=22448548&tarih=2013-01-26
[vi] Özdemir Haluk. http://www.ankarastrateji.org/yazar/doc-dr-haluk ozdemir/
avrupa-birligi-nin-alternatifi/ erişim tarihi: 27 Temmuz 2013.
[vii] Yılmaz Emre. ŞİÖ, AB’nin Alternatifi Olabilir Mi?” http://www.usgam.com/tr/
index.php?l=807&cid=1134&konu=0&bolge=14 erişim tarihi: 30 Kasım
2012.
[viii] http://lutfuturkkan.com.tr/parliamentaryquestionsdetails.asp?id=627
[ix] Ahmet Davutoğlu. Ok-Yay Teoremi, Stratejik Derinlik
[x] http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=122465
[xi] http://tr.sputniknews.com/rsfmradio.com/2014_12_24/davutoglu-turkiye-rusya-iliskileri-son-500-yilin-en-iyi-doneminde/
[xii] Erkin Ekrem, Türkiye-Çin ilişkisi: Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Çin Ziyareti, (Çevrimiçi), http://www.turksam.org/tr/a145.html.












