İki bin yıl öncesine dayanan Türk- Çin ilişkilerinde tarihi İpek Yolu, eski yıllarda ülkeler arası ticaret ve kültür ilişkilerinde önemli yer tuttu. İpek Yolu’nun başlangıcı Çin ile Batı’daki önemli noktası Türkiye arasındaki ilişkilerde de tarihi İpek Yolu önemli bir rol oynamıştı. Günümüzde ise dünyadaki dengelerin değişmesi ile birlikte İpek Yolu’nun eski etkisi artık yerini başka unsurlara bıraktı. Bu konuda başka ülkelerce başlatılan İpek Yolu projeleri, siyasi ve finans desteğinin yetersiz oluşundan dolayı başarılı olamadı. Ancak, Çin’in öne sürdüğü ve Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in ilk olarak 2013’te Kazakistan ziyaretinde dile getirdiği “Bir Kuşak – Bir Yol, 21. Yüzyıl İpek Yolu Önerisi’’  yada One Belt One Road (OBOR), siyasi kararlılık ve finans desteğiyle şimdiden başarılı olma yolunda hızla ilerliyor. Bu adım gerek Çin, gerekse projenin güzergâhında bulunan ülkeler tarafından olumlu karşılandı. Her ülkenin OBOR’a yönelik ciddi bir potansiyeli olsa da Türkiye’nin diğer ülkelerden ayrılan çok önemli özellikleri bulunuyor. Nitekim Çinli akademisyen ve yetkililer, eskiden beri geçiş yollarının üzerinde bulunan özel coğrafi konumu nedeniyle Türkiye’nin önemini ortaya koymuş bulunuyor. Ayrıca, dünyanın en büyük 17. ekonomisi olması, birçok medeniyeti ve kültürü bünyesinde barındırması gibi nedenlerle, Doğu-Batı ulaşım koridorunun yeniden canlandırılmasına önem veren Türkiye’nin, OBOR’a ekonomik ve kültürel katkıları da olacaktır.

OBOR’un önemli olmasının yanında güzergâh üzerindeki ülkeler tarafından da nasıl algılandığı çok önemli bir unsur. Nitekim bu öneride önemli bir yeri olan Türkiye’nin, medyasından sivil toplum kuruluşlarına kadar farklı kesimlerin projeyi nasıl algıladığı, hem Türkiye’nin önerideki rolü, hem de önerinin geleceği açısından önemli bir yer teşkil ediyor.

65 ülkeyi doğrudan, 40 ülkeyi de dolaylı olmak üzere 105 ülkedeki 5 milyar insanı etkileyen OBOR’un Türk medyası ve toplumundaki algısı, Türkiye’ye getireceği fırsatlar, önerinin Türk kamuoyunda ne oranda yer bulduğu yada benimsenip, desteklendiği gibi konular şöyle açıklanabilir:

Çin, OBOR’u bir öneri (initiative) olarak tanımlarken, Türkiye ise buna bir proje olarak bakıyor. Türk medyası da, bu öneriyi henüz gerektiği gibi anlamış değil. Dolayısıyla medyada az yer alan bir önerinin, toplumda da yeteri kadar bilinip desteklenmesi beklenemez. Önerinin başladığı 2013’ten buyana, bu öneriyle ilgili internete yapılan Türkçe aramalarda 150’den az haberin yer alması, iki tarafın hükümetlerinin bu konudaki eksikliğini ortaya koyuyor. Türk medyasında öneriyle ilgili çıkan haberlerin içerik olarak zengin olmaması da OBOR’un yeterince tanınmamasının başka bir nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Bazı gazetelerin köşelerinde OBOR’la ilgili olarak detay verilmekle birlikte, kamuoyunda bu öneri sıklıkla ele alınmıyor. Buna rağmen, Türk medyasında çıkan haberlerden Türkiye’nin öneriye desteğinin olduğunu anlamak mümkün. Bu kısıtlı bulgularla Türk medyası ve toplumunun OBOR’a bakış açısını üç başlık altında toplayabiliriz.

1. OBOR, Türkiye’nin Çin’e karşı olan ticaret açığının kapatılması için bir fırsat

İkili ilişkilerin hız kazandığı son 14 yılda Türkiye ile Çin arasındaki ticaret hacmi 2000 yılında 1,44 milyar dolarken, 2015 yılında yaklaşık 27 milyar dolara yükseldi. Bu oranlarla Çin,  Almanya ve Rusya’dan sonra Türkiye’nin en büyük üçüncü ticaret ortağı oldu. 2014 yılında ise 22 milyar dolara ulaşan Türkiye’nin Çin’e olan ticaret açığı, Türkiye’nin, bu açığın kapatılması için gerekli olan Çin yatırımına ne kadar ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Türkiye, her ne kadar bu açığı kapatmaya çalışsa da mevcut ticari ilişkilerle bu mümkün görünmüyor.

OBOR’un ekonomik kalkınmayı geliştirme çerçevesinde sunduğu fırsatlar, Türkiye açısından dış ticaret açığını kapatma adına yeni bir fırsat olarak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla OBOR’la ilgili Türk medyasında ve toplumunda oluşan ilk algı ticaret açığının kapatılması için kaçırılmayacak bir fırsat oluşudur. Türk medyasında çıkan haberlerde, önerinin ekonomik potansiyeline vurgu yapılırken, Türk yetkililerin erken davranarak, öneride aktif rol alması gerektiğine dikkat çekiliyor. “Eğer Türkiye, İpek Yolu Ekonomi Kuşağı ve Deniz İpek Yolu projelerine gereken önemi vermez, gerekli bütün hazırlıkları zamanında yapmaz, pro-aktif ve yenilikçi politikalarla Türkiye lehine projeyi etkilemezse, Türkiye ekonomisi kuzeyden ve güneyden ekonomik kuşatmaya maruz kalabilir. Türkiye ekonomisi büyük maliyet avantajlarıyla ucuzlayacak olan dev ithalat akımları karşısında anafora kapılabilir, yerli tarım, sanayi, hizmet, ulaşım, inşaat, turizm, finans piyasaları şoka girebilir, dış ticaret açığı sürdürülemez boyuta zıplayabilir.’’ diyen Doç.Dr. Ramazan Taş, bu fırsatın önemine işaret ederek, aksi durumda risklerini sıralıyor. OBOR ile ilgili olarak Türkiye’de Turgut Özal Üniversitesi’nin bünyesindeki Çin Araştırmaları’nın altındaki İpek Yolu Ekonomik Hattı çalışma grubunun da başkanı olan Doç. Dr. Taş, Deniz İpek Yolu’nun Türkiye’yi “es geçtiğine’’ dikkat çekiyor ve Antalya’nın Deniz İpek Yolu’nun en gözde kavşaklarından biri olması için Türkiye’nin daha fazla çaba göstermesi gerektiğini savunuyor.

2. Çin ile kültürel ve turizm ilişkilerin geliştirilmesi için bir fırsat

Türk-Çin ilişkileri her ne kadar iki bin yıl öncesine dayansa da bugünkü şartlarda iki ülkenin halkları birbirini yeteri kadar iyi tanımıyor. Bu eksiklik zaman zaman ikili ilişkilere olumsuz yansıyor.Mevcut ilişkilerde kültürel ilişkiler ise en zayıf halka.

Ancak son yıllarda iki ülkenin kararlığıyla ve özellikle sivil toplum kuruluşlarının girişimleriyle iki ülke hakları birbirlerini tanır hale geldi. 2012 ve 2013 yıllarında Türk ve Çin Hükümetleri tarafından ilan edilen Çin ve Türkiye Karşılıklı Kültür Yılları Projesi kültürel ilişkilerde devrim etkisi yaptı. Bu proje çerçevesinde düzenlenen etkinliklerin etkisi hala sürüyor. Özellikle Türkiyede’ki bazı STK’ların organizasyonuyla düzenlenen “Çin’den Türkiye’ye 100 Entelektüel Projesi”nin kültürel ilişkilere katkısı hiç şüphesiz takdire şayandı.Diğer taraftan Çinli televizyon kanallarında en çok izlenen programların ekiplerinin Türkiye’de çekimlerini yaptıkları programlar da Çinlilerin Türkiye’yi tanıması adına büyük rol oynadı. Elbette Türkiye’nin tek taraflı olarak Çinli işadamları ve turistlere kısa bir süre içinde elektronik vize alma imkânı getirilmesi, kültürel ve turizm ilişkilerine büyük katkı sağlayan başka bir adım oldu.

Tüm bu etkinliklerin neticesinde Çin’den Türkiye’ye giden turist sayısı her yıl artış gösterdi. 1997 yılında Çin’den Türkiye’ye giden turist sayısı 13 bin iken, 2015 yılının ilk 8 aylık döneminde 220 bin 101 ziyaretçi sayısıyla geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ise % 74.75’ lik bir artış görülmektedir.

OBOR sayesinde iki ülke hükümet ve sivil toplum kuruluşlarının karşılıklı temas ve işbirlikleri daha da yoğunlaşacağından, bu durum kültürel ve turizm ilişkilerinde yeni bir sayıda açılmasına imkân tanıyacaktır.

3. İki ülkenin stratejik ilişkilerinin ilerletilmesi için bir fırsat

OBOR’un Türkiye için en önemli etkisinin aslında stratejik olacağı yönünde görüş birliği var. 2010 yılında dönemin Çin Başbakanı Wen Jiabao’un Türkiye temaslarında iki ülke arasında stratejik işbirliği anlaşması imzalanmış ve gerek ticari gerekse diğer hedefler ortaya konmuştu. Ancak somut adımlar atılmadığı için stratejik ilişkiler istenilen seviyeye yükselemedi. Bunun değişik nedenleri var elbette ancak şimdi OBOR gibi ayakları yere basan bir proje var ve ikili stratejik ilişkilerde belirlenen hedeflere ulaşılmasında bir fırsat yakalanmış bulunuyor. Bangladeş, Hindistan, Afganistan,  Pakistan, İran, Irak  ve hatta Suriye üzerinden geçmesi  öngörülen karasal  İpek Yolu’nun bölgedeki pek çok  ülkeyi  çatışmaktansa birlikte çalışmaya itecek bir  potansiyeli bulunuyor. Türkiye’nin, 40 milyar dolar fonu olan böylesi büyük bir  projeye bigâne kalması düşünülemez. Aslında Türkiye’de hükümet, OBOR çerçevesinde oluşturulan ve 100 milyar dolar öz sermayeli Asya Altyapı Yatırım  Bankası’na (AIIB) kurucu üye ülkesi olarak katılıp, bu projeye gereken ilgiyi göstermişti. Zira Türkiye, Rusya’dan başka hiçbir üçüncü ülkenin %5’i aşan  paydaşlığı bulunmayan bu bankada %2.52’lik payla önemli bir ortağı  durumunda bulunuyor. Bu da Türkiye’nin verdiği önemin bir göstergesi.

Türkiye’nin NATO üyesi olması, ABD ile olan ilişkiler ve bölgesindeki çatışma ortamı, Çin ile kapsamlı stratejik ortaklığa adım atmasına engel teşkil etti. Bugün gelinen noktada OBOR, stratejik ilişkileri bir üst seviyeye çıkarma adına büyük bir fırsat olarak algılanıyor.

OBOR’un stratejik açıdan bir başka önemi daha var. Türkiye ve çevresinin ekonomik kalkınmasına ve karşılıklı dayanışma üzerinden barış atmosferine büyük katkı yapacaktır. İkinci olarak ise Çin’in ekonomik yayılmacılığı üzerinden bölge pazarlarına sirayet gayreti ve bu ekonomik gücün eninde sonunda politik nüfuz anlamına da geldiği. Bu Çin’e bakan yönüyle gayet meşru bir şeydir. Türkiye’ye bakan yönüyle de bir fırsattır. Dengesiz bir şekilde sadece Batı’nın hegemonyasında kalan bir Türkiye yerine Çin ile Batı arasında denge rolü üstlenecek bir Türkiye daha anlamlı olacaktır. Elbette bu Türkiye’nin bu fırsattan yararlanıp yararlanamayacağına bağlı. Yararlanamazsa Alman ekonomisinin yuttuğu Doğu Avrupa ülkeleri gibi Çin ekonomisinin yuttuğu Batı Asya ülkelerinden biri olur Türkiye. Ne var ki dünyanın siyasi ve ekonomik haritası yeni baştan  çizilirken Türkiye kendi iç bölünmüşlükleriyle  meşgul. Böyle ülkelerin uluslararası güçlerin büyük  satranç tahtasında piyon rolünden daha kritik bir rol  oynaması düşünülemez. Oysa Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nın tek NATO üyesi diyalog ortağı olan Türkiye, bu iki dev arasındaki mücadelede bir denge kurucu rolü üstlenebilir ve kendisine nispeten küçük  ekonomik ve askeri gücüyle orantısız bir etki alanı açabilirdi.

Sonuç

Eski İpek Yolu’nun önemli merkezlerinden biri olan Türkiye’de Çin’in ileri sürdüğü OBOR gerek medya, gerekse toplumda yeterince bilinmiyor. Medyada OBOR yeterince ele alınmıyor. OBOR’a desteğini AIIB’a kurucu üye olarak gösteren Türk hükümeti ise bu önerinin Türkiye kamuoyunun bilmesi için gerekli adımları atmış değil. Bazı ülkelerin genelde tehdit olarak gördüğü OBOR, Türkiye’de kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak görülüyor. Bu fırsatlardan en önemlisi ise Çin’e karşı verilen ve her yıl artan dış ticaret açığının kapatılması yönünde. Ayrıca kültür ve turizm ilişkilerinin geliştirilmesi, özellikle de 2010’da kurulan ikili stratejik ilişkiler açısından bir fırsat olarak görülüyor.

Türkiye, ayrıca OBOR vesilesiyle ekonomisini, kültürünü geliştirme imkânı elde edecek. Çin ise Türkiye vesilesiyle ürünlerini Avrupa ve Afrika’ya kısa sürede gönderme konusunda büyük avantaj elde edecek. Çin, OBOR’un başarıya ulaşması için Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları ve resmi medyadan ziyade etkisi ve ağırlığı olan özel medya kuruluşlarıyla işbirliğine ağırlık vermesi gerekir.

OBOR ile Çin ve Türkiye’nin ticari, ekonomik ve kültürel ilişkileri geliştikçe, bu siyasi ilişkilere de olumlu yansıyacaktır ve Türkiye ile Çin, belirlenen stratejik ortaklık ilişki seviyesine ulaşabilecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here