Günümüzde birçok sebepten ötürü Çin’in adını daha sık duymaya başladık. Bunların başında ekonomik gelişmeler gelse de Çin artık ekonomik faktörlerin dışında da adından söz ettirmeye başladı. Çin kendine göre gelişmekte olan bir ülke olmanın yanında artık aldığı kararlarla sadece Pasifik bölgesine değil tüm dünyaya etki etmektedir. Sınır komşumuz olan Suriye ile ilgili yaptığı açıklamalar, yapacağı söylenen sınır ötesi operasyonlar gibi birçok spekülasyonlardan ötürü Çin, Türk medyasında da sıkça yer almaktadır. Aslında Çin’in, yakın zamanda dünyada büyük yankı uyandırdığı olayların başında şüphesiz Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) toplantısında Suriye’ye yönelik düşünülen operasyona karşı verdiği ret oyu gelmektedir.

Çin, günümüzde Rusya’ya karşı oluşan ya da bir diğer deyişle oluşmaya başlayan Batı bloğu karşısında, Rusya’ya ve İran ile beraber en yakın olan ülke konumundadır. Çin tarihi incelendiğinde, Çinlilerin tarihleri boyunca kendi sınırları içinde kalıp topraklarını korumuş olmaları görülmektedir. Bu da Çin’in önceden beri uygulaya geldiği bir yayılma ve toprak kazanma politikası olmadığını gözler önüne sermektedir. Ancak günümüzde dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücü olması, Pasifik’te stratejik bir öneme sahip olması, sanayi ve ticaret imkânlarının gün geçtikçe artmasından dolayı dünya devletleri için çok büyük önem arz etmektedir. Nitekim bu cazibesini de iyi değerlendiren Çin yakın zamanda “Şanghay İşbirliği Örgütü’’ ve kurucusu olduğu “Asya Altyapı Yatırım Bankası’’ gibi yapılanmalarla kabuğunu kırarak küresel sistemde yer almaya başlamıştır.

Çin kendi dış politikasını ekonomik çıkarlar ve ticari ilişkiler üzerine oturtmaktadır. Nitekim hem ekonomik hem ticari ilişkileri kapsayan ve yakın zamanda Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ortaya attığı “Tek Kuşak, Tek Yol’’ projesi de bunu gözler önüne sermektedir. Bu proje dâhilinde Ortadoğu ve Avrupa’ya açılmayı planlayan Çin’in artık sağlam temellere dayandırdığı bir Ortadoğu politikası oluşturması gerekmektedir. Hâlihazırda Çin’in Ortadoğu’daki çıkarlarına bakılırsa listenin başına bölgenin incisi niteliğindeki petrolü koymak mümkündür. Arap Baharı sonrası Ortadoğu’da çıkan ayaklamalar ve iç karışıklar günümüzde ABD’nin ardından en çok petrol ithalatçısı olan Çin’i de tedirgin etmektedir.

Günümüz Ortadoğu coğrafyası incelendiğinde gündemi en çok meşgul eden meselelerin başında ‘‘Suriye Sorunu’’ gelmektedir. Bu yüzden Çin’in bu bölgeye uyguladığı veya uygulayacağı her politik ve stratejik adım aslında küreselleşmeye başlayan Çin’in Ortadoğu politikasına dair ipuçları da verecektir.

Yazımızda, Çin’in, Suriye politikası, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki ret oyu, mülteci sorununa bakışı gibi konular üzerine değerlendirmelerde bulunacağız.

 Çin’in Suriye Politikası

Çin’in 21.yy Ortadoğu planı hakkında genel bir çıkarımda bulunmak gerekirse, ekonomik ve ticari ilişkiler, enerji kaynağı ve hammadde arayışı, Çin’in bölgedeki politikasını belirleyen unsurlar arasında yer almaktadır. Kurulduğu tarihten itibaren Ortadoğu’da yaşanan olaylara karşı herhangi bir askeri ve politik yaptırım içinde olmayan Pekin yönetimi, 2003 yılından itibaren ABD’nin Irak’a müdahalesiyle bölgede yaşanan olaylara karşı tepkisini dile getirmeye başlamıştır. Ardından NATO’nun Libya’ya yönelik yürüttüğü askeri müdahalenin de karşında yer almıştır. Çünkü Çin’in en büyük enerji kaynağı olan petrol fiyatları bu dönemlerde ciddi bir artış yaşamış, ardından Çin ekonomisi ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştır. Çin, ayrıca yakın tarihte Suriye, Irak, İran, Afganistan gibi terör eylemlerinin patlak verdiği ülkelerde, Batı ülkeleri tarafından yürütülen “teröre karşı savaş” kampanyası altında askeri müdahalelerin de karşısında yer almıştır. Çin hükümetinin Ortadoğu’yla alakalı yaptığı açıklamalara bakıldığında, diğer devletlerin Ortadoğu politikalarını sıklıkla eleştirdiği görülmektedir. Yaptığı açıklamalarda isim vermese de en çok eleştirdiği ülkelerin başında ABD gelmektedir.

Suriye’de hâlihazırda 4 farklı bağımsız güç unsuru (Esad Rejimi, Özgür Suriye Ordusu, YPG ve IŞİD) bulunmaktadır. Pekin’in bölgede bulunan bu 4 farklı güç unsurundan sadece IŞİD’e karşı net bir tavrı bulunmaktadır. Bölgedeki diğer unsurlara karşı ise net bir tavrı bulunmayan Pekin, bölgedeki meseleye bir iç karışıklık gözüyle bakmaktadır. Bu yüzden tarafları karşılıklı görüşmelere davet etmektedir.

Çin’in Suriye politikasını ele almak gerekirse; Pekin yönetimi, olayların ortaya çıkmasının ardından her fırsatta yaptığı açıklamalarda Suriye’de bulunan tarafların bir an önce ateşkes ilan etmesi ve karşılıklı görüşmelere başlanması gerektiğini ve bütün sorunların görüşme yoluyla halledilmesinin her iki taraf içinde en iyi yol olacağını dile getirmektedir. Yaptığı açıklamalarda diğer devletlere de mesaj vermeyi ihmal etmeyen Pekin yönetimi, Suriye’nin geleceğine yine Suriyelilerin karar vermesi gerektiğini vurgulamaktadır. Çin’in yaptığı açıklamalarda dikkat çeken bir diğer husus ise “Çin önceden olduğu gibi gelecekte de hiçbir ülkenin iç işlerine karışmayacaktır’’ ibaresidir. Aslında bu açıklama Deng Xiaoping ile başlayan dışa açılm politikasının bir yansımasıdır. Uyguladığı bu politikayla, uluslararası camiaya da “ Her ülkenin kendine has iç sorunları bulunmakta, bu iç sorunları devletlerin kendi içlerinde çözmesi gerekmektedir” mesajını verirken “Her ülkenin, bu tür hassas konuların çözümü yolunda uygulanan politikaya saygı duyması gerekir’’ mesajını da vermektedir.

Pekin’in böyle bir stratejiyi belirlemesinin altında birçok sebep yatmaktadır. Bunlardan birincisi Orta Doğu’ya yeni adım atan Çin’in her iki ihtimalde de düşman kazanmak istememesi, olası hükümet değişiminde dahi kendini en az zararla kurtarmak istemesidir.

İkincisi, Batı bloğu karşısında en büyük müttefiki olan Rusya ile çıkarlarının örtüşmesidir.

Üçüncü olarak bölgede oluşturmaya çalıştığı “İpek Yolu” projesini güven altına alma düşüncesidir.

Çin’in Suriye politikasında net olan tek nokta IŞİD’e karşı gösterilen tavırdır. Örgütün kurulmasından itibaren örgütün karşısında duran Çin, IŞİD’i bir terör örgütü kabul etmekte, örgüte karşı uygulanan ve uygulanabilecek yaptırımları her zaman desteklemektedir[1]. Devlet mercilerinin yaptığı açıklamalardan yola çıkarsak Çin’in Suriye politikasındaki birinci önceliği IŞİD sorunudur. Nitekim IŞİD sorunundan önce Suriye’ye müdahaleye sıcak bakmayan bir Çin varken; örgütün gerçekleştirdiği eylemlerin ardından Suriye sorununda daha aktif bir şekilde yer alan bir Çin göze çarpmaktadır. Basında sürekli yenilenerek ortaya sürülen “Çin, Suriye’ye asker mi yolluyor” haberlerinin de altında yatan sebeplerden bir tanesi de budur. Bir diğer sebep ise, Çin’e karşı bir kamuoyu baskısı oluşturarak Çin’i bölgeye çekmek, Pekin’in askeri ve politik olarak hangi seviyede olduğunu öğrenmektir.

Çin’in, Suriye hükümetine karşı yaptırımları ya da stratejileri aslında çok fazla bir değişim göstermemiştir. Sadece ortaya çıkan terör olayları sebebiyle iki tarafı bu terör örgütü karşısında birleşmeye ve yeni bir rejim kurmaya yönlendirmiştir. Nitekim Çin’in, bölgedeki yönetimleri Aralık ayında birer hafta arayla Çin’e davet etmesi de bunun en somut örneğidir.

Çin bölgeye verdiği önemi kanıtlamak adına Kasım ayında ziyarette bulunması ve bölgeyi incelemesi için Çin’in Ortadoğu Sorunu Özel Elçisi Gong Xiaosheng’i İran’a göndermiştir. Ziyaret sırasında açıklamalarda bulunan Gong, Çin’in Ortadoğu’daki çıkarlarının, bölge ülkeleri ve uluslararası toplumun çıkarlarıyla örtüştüğüne dikkat çekmiş, bölgedeki kanlı çatışmaların derhal durdurulmasını, ilgili ülkelerdeki insani krizin çözülmesine yardım edilmesini arzuladıklarını belirtmiştir. Gong, ayrıca bölgedeki önemli sorunların siyasi ve diplomatik çabalarla çözülmesinin önemini de ifade etmiştir.

Çin’in Birleşmiş Milletler’deki Hayır Oyu ve Yansımaları

2012 yılında, BM özel temsilcisi Kofi Annan’ın çağrısı üzerine Suriye meselesini görüşmek için Cenevre kentinde toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi(BMGK) üyesi devletler, Suriye’de yaşanan olaylar ve bombaların durması adına ortak kararlar aldılar. Ancak BMGK nezdinde asıl geçirilmesi istenen ve Esad yönetiminin gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerini kınayan tasarı, BMGK üyesi Rusya ve Çin’in vetoları nedeniyle işleme konulamadı. Rusya ve Çin’in bu konseyin daimi üyesi olmaları, 15 üyeli konseyin Türkiye’nin de aralarında bulunduğu diğer 13 üyesinin tasarının lehinde oy kullanmasına karşın, tasarının kabul edilmesini engelledi. Ancak Çin’in Suriye konusundaki stratejisi, Rusya ile örtüşmesine rağmen bazı konularda Rusya’dan ayrılmaktadır. Çünkü Rusya’nın bölgeyle silah ticareti yapması ve bölgede bir askeri üssü bulunması gibi stratejik sebeplerden ötürü kullanmış olduğu oy, bir nevi çıkar niteliği taşımaktadır. Ancak hayır oyunun Çin’e göre gerekçesi ise farklıdır. Çünkü bölgede doğrudan bir çıkarı olmayan Çin, meseleye bir iç sorun gözüyle bakmaktadır. Ayrıca bölgeye yapılacak herhangi bir askeri müdahalenin hem Suriye’nin iç işlerine karışmak olduğundan hem de bölgedeki güçlerin tepkisine yol açacağından ötürü; Suriye’deki olayları yatıştırmanın aksine daha da karıştıracağını düşünmektedir. Çin’in öne sürdüğü bir diğer sebep ise Arap Baharı’nın oluşturduğu kaosun bölgede sağlam temellere oturtulmuş bir rejimi ortaya çıkarmayışıdır. Kısacası Pekin, bombaların altından düzgün bir rejimin çıkmasını düşünülemez olarak görmektedir. Pekin’in böyle bir politika gütmesinde ise 1953 yılında ortaya atılan “Huzurlu Birlikteliğin 5 İlkesi[2]” politikasının da etkisi bulunmaktadır.[3]Bu 5 temel ilkeyi ise kısaca;

  • Egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı
  • Karşılıklı saldırmazlık
  • Birbirlerinin iç işlerine karışmama
  • Eşitlik ve karşılıklı fayda
  • Huzurlu bir şekilde diplomatik, ekonomik, kültürel ilişkileri geliştirmek olarak saymak mümkündür.

Deng Xiaoping uyguladığı politika ve bu beş maddelik prensipler, Çin’in Suriye ve dünya politikasının oturduğu temeller olarak görmek mümkündür. Günümüzde Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in bu ilkelerin ışığında kullandığı barışçıl gelişme kavramı da büyük bir anlam ifade etmektedir. Bu kavram, Çin’in istikrarlı bir şekilde gelişmesi, gelişirken de diğer devletlerle barışçıl ilişkiler kurmasını hedeflemektedir. Aslında Çin’in Suriye politikası bu şekilde yürütmesinin altında yatan bir diğer sebep ise günümüzde halen çözmeye çalıştığı bazı iç meselelerdir. Batılı kaynakların yapmış olduğu yoruma göre bir diğer neden ise, Çin’in, halen kendisini uluslararası toplumda “Süper Güç” olarak yetersiz, çekimser ve isteksiz görmesidir.

 Çin’in Suriye Sorunundaki Rolü

Suriye sorununu, Çin’in dünya sahnesinde nasıl bir rol oynamak istediğine dair verilmiş bir fırsat olarak değerlendirmek de mümkündür. Çünkü Çin, bugüne kadar hep içe kapanmış; küresel bir rol üstlenmemiştir.

Suriye’deki olayların başlamasından itibaren yaklaşık 300 bin kişi hayatını kaybetmiştir. Yaşanan bu gelişmelerin ardından Çin, Irak’ta olduğu gibi bu bölgeye de gözlemci göndermiş ve değerlendirmelerde bulunmuştur. Ardından her fırsatta iki tarafı görüşmelere davet etmiştir. Çünkü Çin, her ne kadar bu bölgeleye uzak olsa da burada çıkan terör sorununun kendi sınırlarına yansıma düşüncesi Çin’i endişelendirmektedir. Çinli diplomatlar gün geçtikçe daha fazla uluslararası müzakerelere katılmaktadır. Xi’nin yakın zamanda yaptığı Ortadoğu ziyaretleri de Çin’in bölgeye dair isteklerinin ve amaçların olduğunu göstermektedir. Ancak Çinli yetkililerin Ortadoğu’daki çatışmalara yönelik ciddi bir deneyim eksiği bulunmaktadır.  Aslında Pekin yönetimi, Suriye hükümetini ve muhalif kanadı Çin’e çağırarak bölgeye verdiği önemi bir kez daha kanıtlamıştır. Görüşmelerin ardından Pekin yönetiminin her iki tarafa da verdiği mesaj şu şekildedir: “Ateşkesin sağlanması için bir an önce koordinasyona geçilmeli ve sorunun daha fazla uzatılmamalı’’. Pekin, Suriye kanadı ile yaptığı müzakereler sonunda yaptığı açıklamalarda Suriye hükümetinin bir BM üyesi devlet olduğuna ve hükümet kanadının gelecek BM toplantısında muhaliflerle görüşmeye hazır olması gerektiğine vurgu yapmıştır. Yapılan görüşmenin ardından konuşan Çin Dışişleri Bakanı Wang, Suriye hükümeti ile 3 prensip üzerine anlaştıklarını belirtmiş ve Suriye’ye yaklaşık 618 milyon dolarlık bir insani yardım yapacaklarını açıklamıştır. Bu üç ilkeyi sıralamak gerekirse; “Suriye’nin geleceğine Suriyelilerin karar vermesi gerektiği, BM’nin arabuluculuk görevi görmesi gerektiği, krizin çözümü adına sıkı diplomatik ilişkiler kurulması”. Bölgede istikrar isteyen Çin’in, bu yüzden yakın zamanda ortaya çıkan Suudi Arabistan-İran gerginliğinden de rahatsız durumda olması da bu hipotezi destekler niteliktedir.

Ayrıca gelecek yıl G-20’ye ev sahipliği yapacak olan Çin’in Ortadoğu’daki olaylara yeni çözüm kanalları önerebileceği de düşünülmektedir.

Meseleyi kısaca özetlemek gerekirse Pekin, her iki tarafa da eşit mesafede olma politikası gütmektedir. Suriye konusunda diğer dış politikalarında da olduğu üzere özel bir çizgi izlemektedir. Bununla beraber meseleyi karşı yürüttüğü politikayı üç ilke altında topluyor: Siyasi yollarla uzlaşma, terörle mücadele güçlerinin ortak hareket etmesi ve insani yardım.

 Çin’in Suriyeli Mülteci Sorununa Bakışı

Günümüzde iç savaştan ötürü Suriye’de yaşayan insanların hemen hemen yarısı ülkesini terk etmek zorunda kalmış ve mülteci olarak başka ülkelere göç etmiştir. İç savaşın halen devam etmesi, günümüzde büyük bir mülteci sorununu ortaya çıkarmıştır. 2015 Ocak- Temmuz arası verilerine bakıldığında Suriye’de iç savaştan ötürü ölen insan sayısının 7894 olduğu görülmektedir.[4] İç savaşın devam etmesi durumunda bu rakam gün geçtikçe artmaya devam edecektir. Aslında oluşan bu mülteci sorununda doğrudan olmasa da dolaylı bir şekilde Suriye’nin silah tedarikçisi olan İran ve Rusya’nın da sorumluluğu bulunmaktadır[5].

Çin’in en büyük medya organlarından olan Xinhua’nın 8 Eylül’de yaptığı açıklamaya bakılırsa Çin medyası, yaşanan bu mülteci sorununda topu ABD ve AB’ye atıp, sorunun bu ülkelerin gerekli önlemleri almamasından kaynaklandığını belirtmektedir.[6] Konuyla alakalı Batılı haber kaynakları ve makaleler incelendiğinde ise Çin’e yönelik pasif kalmasıyla alakalı eleştiriler yer almaktadır. Ancak gelişmeler dikkate alındığında, Çin’in bu bölgede yaşayan insanlara karşı sessiz kaldığını da söylemek mümkün değildir. Çünkü Çin, Haziran 2014’te mültecilerin ihtiyaçları için 16 milyon dolar yardımda bulunmasının ardından; 21 Aralık’ta davet ettiği Suriyeli taraflara ve mültecilere yönelik 618 milyon dolarlık bir yardımda bulunmuştur. Ancak Pekin yönetiminin yaptığı bu yardımlar ABD’nin yaptığı 4,11 milyar dolarlık yardımla kıyaslandığında bu rakam ABD’nin çok altında kalmaktadır.

Çin medyasında Ortadoğu ile alakalı en çok dikkat çeken konuların başında Suriye’deki mülteciler ve İran-Suudi Arabistan gerginliği gelmektedir[7]. Bu da Çin kamuoyunun meseleyi yakından takip ettiğini göstermektedir

Çin’in, Suriye’deki mülteci sorununa bakışını ise hükümetin yaptığı resmi açıklamalara bakarak, 3 ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar;

  • Aslında en önemli nokta Çin devletine göre sorunun mülteci sorunu değil göç sorunu olmasıdır.
  • Sorunun çözümü adına kilit nokta ise bölgede sağlanması gereken gelişim ve istikrar sorunudur.
  • Çin’e göre çözüm adına atılacak adımları AB ve bölge ülkeleri aralarında halletmelidir. Ve bu konuda Çin’den herhangi bir müdahale beklenmemelidir. Bu ülkeler karşılıklı iletişimli bir şekilde koordinasyon ve düzeni sağlamalıdır.

Bu maddelerden yola çıkarak Çin hükümeti, Suriye’de yaşanan mülteci sorununa da diğer meselelerde olduğu gibi aktif bir şekilde rol almak istememektedir. Nitekim kamuoyu yoklamaları ve sivil toplum örgütlerin duruşu da devletle paralellik göstermektedir.

 Sonuç

Çin’in resmi yayın organlarından yapılan açıklamalar ve makaleler de göstermektedir ki, Çin net bir taraf olmama niteliğini devam ettirmek istemektedir. 90’lı yıllardan beri uygulaya geldiği Ortadoğu rejimleriyle iyi ilişkiler kurma politikasının devamı adına bölgeye yapılan askeri müdahalelere sürekli karşı çıkmakta olan Çin, dünyadaki diğer ülkeler tarafından servis edilen “Çin Suriye’ye müdahale ediyor’’ mesajlarını da yalanlamaktadır. Çünkü hâlihazırda kendi ekonomik sıkıntıları, iç sorunları ve Güney Pasifik’teki sorunlarını çözmeden Çin’in Pasifik’i aşıp diğer ülkelere müdahalesi düşünülemez. Çünkü ABD’nin halefi olarak görülen Çin, ABD’den farkı olarak kendi bölgesinde çözmesi gereken ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Olası bir dış müdahale gerçekleştirmesi durumunda ne ile karşı karşıya kalacağını bilmeyen Pekin yönetiminin bu gibi birçok sebepten ötürü yakın zamanda herhangi bir dış müdahalede bulunması da düşünülemez.

Çin’in Suriye sorunundaki duruşu da göstermektedir ki, yakın gelecekte Çin, diğer devletlerin iç işlerine karışmayacak ve bu gibi konularda belirleyici rol oynamayacaktır. Ayrıca Çin’in uyguladığı bu politika, Çin’e düşman kazandırmayacak ve ürünlerini pazarlama konusunda yeni imkânlar sağlayacaktır.

Konuyu “İpek Yolu” projesine bakan yönüyle değerlendirmek gerekirse, Çin, Ortadoğu’da her ne kadar etkileyici bir rol oynamaya yanaşmasa da; Tek Kuşak Tek Yol projesinin hayata geçmesinin ardından yol üzerinde oluşacak güvenlik zafiyetleri nedeniyle, bölgede sağlam temellere oturttuğu bir politika izlemek istemektedir. Bu yüzden Çin, kendi bölgesel sorunlarını çözüp, diğer bölge dış politikalarında daha aktif bir şekilde yer alması gerekmektedir.

KAYNAKÇA

1) “David Volodzko”, “China’s Role in the Syria Crisis, Revisited” http://thediplomat.com/2015/09/chinas-role-in-the-syria-crisis-revisited/

2) “Adrien Morin”, “China’s Instructive Syria Policy”

http://thediplomat.com/2014/05/chinas–instructive –syria-policy/

3) “David Volodzko”, “How China Helped Cause the Syrian Refugee Crisis”

http:/ thediplomat.com / 2015 /09 /how-china-helped-cause-the-syrian-refugee-crisis/

  • 叙利亚局势中国立场,中国就叙利亚问题有什么对策?

http://www.08160.cn/guoji/19669.html

5) “Erkin Ekrem” , “Çin’in Suriye Sorunu Üzerindeki Temel Çıkarları: Rusya Faktörü”

6)中方或调整对叙政策出兵叙利亚?外交部回应, 2015年11月20日外交部发言人洪磊主持例行记者会

7) 外交部就IS绑架中国人质、接收难民等问题答记者问

http://www.jxnews.com.cn   2015-09-11

 

DİPNOTLAR          

[1] http://opinion.china.com.cn/opinion_85_141185.html

[2] 和平共处五项原则-Five Principles of Peaceful Coexistence-Huzurlu birlikteliğin 5 ilkeleri: Çin’in Başbakanı Zhouen Lai’ın 1953 yılında tarafından Hindistan heyetiyle görüşmesi sırasında ilk defa ortaya çıkmış olup o dönem görüşmeye katılan Hindistan, Myanmar, tarafından ortaklaşa kabul edilmiştir.

[3] http://thediplomat.com/2014/05/chinas-instructive-syria-policy/

[4] http://thediplomat.com/2015/09/how-china-helped-cause-the-syrian-refugee-crisis/

[5] http://thediplomat.com/2015/09/how-china-helped-cause-the-syrian-refugee-crisis/

[6] http://news.xinhuanet.com/english/2015-09/08/c_134603335.htm

[7]http://foreignpolicy.com/2016/01/12/mapped-chinas-big-oddball-questions-about-the-middle-east-internet-iran-syria-2/

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here