Çin’in gelecekteki politikalarını tahmin edebilmek için dönemlik beyaz, mavi kitaplar gibi raporları okumak veya tamamen ilgili propaganda birimlerince yönetilen ana akım medyayı takip etmek şeklinde birçok yönteme başvurulabilir. Fakat kendine has merkeziyetçi bir devlet geleneğine sahip olan Çin’de bunların dışarıya en çok renk verenlerinden biri de devlet başkanının yaptığı konuşmalardır. Nitekim Xi Jinping 23 Nisan’da Pekin’de düzenlenen “Ulusal Dinle İlgili Çalışmalar Konferansı” adlı toplantıda Çin’in bundan sonraki din politikaları konusunda önemli mesajlar verdi.
Çin’de resmi rakamlar yüz milyondan fazla dini inanca sahip insan olduğunu gösteriyor.[1] Resmiyette en büyük din Budizm olarak gözükse de, yerli ve yabancı misyonerler yolu ile hızla yayılan Hristiyanlığın[2] yanında yine büyük bir nüfusa sahip İslam’ın devletin dikkatini en çok yoğunlaştırdığı iki din olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunda dönemsel gelişmeler ve tarihin önemli bir rolü bulunmakta.
Güvenlik ve istikrar öncelikli bir iç politika takip eden Çin, yaşanan son olaylar bağlamında İslam ve Müslüman azınlıklar politikalarını da yenilemeye çalışıyor. Öte yandan İslam ile hemen hemen aynı zamanlarda Çin’e girmiş olan Hristiyanlık çok hızlı bir şekilde yayılmaya devam ediyor. Henüz 2003 yılında 70 milyon[3] gibi rakamlardan bahsedilirken 2010 yılında bu sayının 130 milyona[4] ulaştığı tahmin ediliyordu. Sadece 2010 yılında Çin’de basılan İncil sayısı 51 milyondan fazla.[5] Çin’in kırsal kesimlerinin de bu yayılmadan eksiksiz nasibini aldığını düşünüldüğünde Hristiyanlıktaki bu hızlı yayılmanın Çin için ne kadar öncelikli olduğu tahmin edilebilir. Resmi kaynaklara göre 56 ırkın bir arada yaşadığı Çin’de hükümet ayrılıkçı ırkçı hareketler başta olmak üzere birçok sorunla boğuşuyor. Özellikle Müslüman nüfusun Selefi akımlar tarafından manipüle edilme tehlikesi, ırkçı ayrılıkçıların Selefi akımlardan güç devşirmek için o yöne kayma işaretlerinin dışında, zengin kesimlerde popülaritesi artan Hristiyanlık Çin’i daha farklı tepkiler vermeye zorluyor.
Çin’i devlet olarak farklı kılan en temel özelliklerden bir tanesi Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) ve devletin nerede ise aynı şeylermiş gibi kabul ettirilmiş olmasıdır. Komünist Parti değerler üstü bir değere sahip, her kişi, kurum hatta düşüncelerin bile lideri kabul edilmektedir. “Çin’e Özgü Sosyalizm” sistemi, isminden de anlaşıldığı gibi Çin’e meseleleri yorumlamada geniş bir manevra alanı sağlarken, Komünist Parti’nin tartışmasız liderliği de meşruiyetini başka parti, düşünce veya din gibi somut ya da soyut başka seçenek bırakmadan birlik ve beraberliği sağlamada tek yetkili kurum olmasından almaktadır. Başka kurum veya düşünceler pratikte buna adapte olabildikleri ölçüde saygı ya da baskı görmeyi hak edebilirler. Dolayısı ile Xi Jinping’in açıklamalarını ve Çin’in devlet reflekslerini anlamaya çalışmada bu temel prensiplerin göz önüne alınmasında büyük fayda vardır.
Çin liderinin din politikaları ile ilgili son konuşması yine bunlara vurgu yaparken Xi’nin dinler için ilk defa kullandığı “yindao” kelimesi bundan sonra devletin din işlerinde biraz daha aktif olacağı ve inisiyatif alacağı anlamına da geliyor diyebiliriz. Zira Çin resmi haber ajansı Xinhua’daki konuşmanın ‘Yeni dönemde dinle ilgili çalışmaların seviyelerinin her yönden yükseltilmesi’[6] başlığını taşıması bu konuda yeni bir döneme girildiğinin işaretlerini veriyor.
Çin’in diğer liderleri veya Xi Jinping daha önceden bu meseleye değinmiş olsa da ilk defa bir liderin “yindao” (引导) yani ‘liderlik etmek, yol göstermek’ kelimesini kullanmış olmasının tarihi konuşmadaki en önemli ayrıntı olduğundan şüphe yoktur. Sözlerine “Din sorunu daha en baştan beri ülkeyi yönetmemiz ve politikalarımızı belirlememizde halletmemiz gereken çok önemli bir meseledir” şeklinde başlayan Xi, bunun “ülkenin güvenliği ve anavatanın bütünlüğü” ile ilgili olduğunu söylemektedir. Meselenin ülkenin bütünlüğü ile beraber vurgulanması Çin’in içerideki dini sorunlar konusundaki büyük endişesini açıkça göstermektedir. Öte yandan Amerika’nın Uygur Bölgesi, Tibet, Hristiyanlar ve fikir özgürlüğü gibi konularda eleştirilerini yönelttiği rapor[7] başta olmak üzere, bu gibi eleştiriler Çin’in iç işlerine karışmak şeklinde değerlendirilmiştir.[8] Sosyal medyanın hızla kontrolden çıkması, dine inanan nüfusun süratle artması, yurt içindeki çeşitli dinlerin müntesipleri ile onların yurtdışındaki diğer dindaşlarının ilişkilerinin artması, radikal akımların dini topluluklara sızma tehlikesi gibi nedenler Çin’i bu konularda olumlu veya olumsuz tepkiler vermeye zorlamaktadır. İşte yeni dönemde “dinlere liderlik etme” düşüncesi bu gibi etkiler neticesinde ortaya çıkmıştır denilebilir.
Çin’de şimdiye kadar devlet-din ilişkileri ÇKP’nin liderliğinin vurgulanmasının yanında partinin dinler konusundaki liderliği “zhidao” (指导) gibi karşı tarafın daha pasif konumda bulunması manalarını içeren kelimeler kullanarak ifade edilegelmiştir. Bunda ÇKP’nin temel aldığı Marksist ve materyalist düşüncenin din ile olan zıtlığı, Kültür Devrimi sırasında efsanevi lider Mao’nun bir tanrısal kahraman olarak görülmesi, o dönemde dinlere karşı alınan sert tavır ve bunun şoklarının hala devam etmesi gibi nedenler anlatılabilir. Fakat kişiler ve dinler arasındaki bağların kopartılması 1999’da olduğu gibi Fa Lun Gong şeklinde parti karşıtı tarikatların ortaya çıkmasına sebep olmuş, tarikat mensuplarından bazıları devlete nüfuz etmiş veya devletin karar alıcılarını etkilemiş, neticede yaşanan bazı küçük ayaklanmalar ve dış devletlerin bu gruba verdiği destek uluslararası arenada prestij kaybına neden olmuş ve Çin’in başını ciddi derecede ağrıtmıştır. Bunun üzerine Hu Jintao sonrası dönemde Çin’in geleneksel dinleri olan Taoizm ve Budizm gibi dinler ile Konfüçyanist düşünce sistemine geri dönüş teşvik edilmiştir. Kültür Devriminin aksine özellikle Konfüçyanizm yüceltilmiş, Çin’in yükselişinde ne kadar önemli olduğu bazı kitaplarca vurgulanmış, 2008 Pekin olimpiyatları boyunca da Konfüçyüs sözleri kullanılarak dünyaya barış mesajları verilmiştir. Fakat Çin yine İslam ve Hristiyanlık gibi dinleri diğer bölgesel geleneksel dinler gibi teşvik etme konusunda tereddütte kalmıştır. Tarihteki Taiping ayaklanması, Vatikan’ın aynı dine inanan müntesiplerle ilgili talepleri, El-Kaide ve sonrasında IŞİD gibi örgütlerin önce ırkçı ayrılıkçı gruplar içinde, sonrasında normal Müslümanlar içinde yayılma tehlikesi, bu dinlerin Marksist düşünce ve temel dayanaklarından biri olan Darvinizm gibi akımları kesin bir dille reddetmesi Çin’in tereddütlerini güçlendirmiştir.
Öte yandan az sayıdaki terör saldırıları dışında Çin’in istikrarı sağlamada başarılı olması, 2008-2012 küresel ekonomik krizde gelişmesini çok fazla hız kaybetmeden sürdürebilmesi, döviz rezervlerindeki üstünlük, Avrupa’ya yardımların yapılmış olması gibi nedenler Batı’da az da olsa bazı soru işaretlerinin oluşmasına sebep olmuş, “Çin Modeli” sorgulanmaya başlanmış, bu Çin’deki özgüveni arttırmıştır. Fakat yine dünyada ve Çin nüfusundaki dine yönelişin etkisini hissettirmesi sonucu, ÇKP bir yandan tümün lideri olarak Ramazan orucu tartışmaları veya Zhejiang’da binalardan Haç işaretlerinin sökülmesi gibi refleksler ile din ile arasına mesafe koyan lider konumunu hatırlatmanın yanında, dinlerin istikrara katkı sağlayacak şekilde dizayn edilmesi gibi hem tutucu hem de yenilikçi politikaları beraber sürdürmek zorunda bırakmıştır. Buna göre bir kesimde veya bölgede baskılar ile devletin üstün gücü hissettirilip diğer başka bir bölgede ise daha kucaklayıcı politikalar ile bir denge kurulmaya çalışılmıştır. İşte “yindao” böyle bir dengenin kurulması için daha ince ayarlar yapılacağını işaret etmektedir.
Xi Jinping yeni dönemde ÇKP’nin dinlere, Sosyalist toplum ile uyum sağlayabilmesi için ‘aktif bir şekilde liderlik’ edeceğini söylemiştir. Bu liderlik sonucu tüm dine inananların kanunlara uyması, ÇKP’nin liderlik konumunu ve Sosyalizm idare sistemini koruması, Çin’e özgü Sosyalizm yolunda yürümeye devam edilmesi, Çin kültürünün dünyaya yayılması, dinin prensiplerinin Çin kültürü ile uyumlulaştırılması, reform ve açılım politikasının (改革开放) desteklenmesi, ‘Çin ırkının büyük dirilişi olan Çin Rüyası’nın gerçekleştirilmesi için katkıda bulunmaları talep edilmiştir. Xi konuşmasındaki “yindao” tabirini biraz daha açarak Çin’deki dinlerin “Çinlileştirilmesi”nin önemli bir görev olduğunu söylemiştir. Din görevlileri ve inananların Sosyalizme göre eğitilmesini kapsarken, her dinin içinde Çin’in kalkınmasına katkı sağlayacak prensiplerin tespit edilerek ön plana çıkarılacağı vurgulanmıştır. Devamında bahsedilen liderliğin “din ilişkisi” konusunu kaplayacağı, bunun da ÇKP-hükümet-din, toplum-din, değişik dinler, Çin’deki dinler-yurtdışındaki dinler, bir dine inananlar-dine inanmayanlar arasındaki ilişkileri kapsayacağı belirtilmiştir. Xi Jinping bundan sonraki dönemde Çin’in din kullanılarak ülkeye sızmalara karşı koyacağını, radikal fikirlerin işgal etmesine karşı önlem alınacağını söylerken internetin daha sıkı kontrol altına tutlacağını ve internette düzgün mesajlar veren içerikler olacağının haberlerini vermiştir.
Çin yeni dönemde liderlik çıkışı ile din konusunda çok daha fazla inisiyatif almaya hazırlanıyor, bunu Çin hükümetine karşı tavır takınan dini grupların daha zor bir döneme gireceği, devletin aşırılıkçı fikirler konusunda daha da hassaslaşacağı şeklinde anlayabiliriz. Öte yandan radikal akımlara karşı, daha şeffaf ve şiddet karşıtı topluluklar Çin’in ilgi alanına girip eskiye nazaran daha fazla destekleneceği öngörüsünde bulunabiliriz.
[1] 中国宗教概况,国家宗教事务局网站, http://www.sara.gov.cn/zwgk/17839.htm , 6 Nisan 2016 (linke ulaşım tarihi).
[2] Buradaki Hristiyanlık kelimesi ile Çin’de az ya da çok var olan Katoliklik, Protestanlık gibi diğer tüm mezhepler de topluca ifade edilmek istenmiştir.
[3] David Aikman, Jesus in Beijing, Washington, Regnery Publishing, 2003, s.7-8.
[4] http://www.christiantoday.com/article/over.23.million.christians.in.china.official.survey.shows/26488.htm
[5] 吴贵华, “中国的基督徒人数到底是多少?”, February 02, 2012, http://www.mzb.com.cn/html/report/289230-1.htm , 6 Nisan 2016 (linke ulaşım tarihi).
[6] http://news.xinhuanet.com/politics/2016-04/23/c_1118716540.htm , 6 Nisan 2016 (linke ulaşım tarihi).
[7] http://www.bbc.com/zhongwen/simp/china/2016/04/160413_us_human_rights_report_china
[8] http://www.mfa.gov.cn/web/fyrbt_673021/jzhsl_673025/t1355513.shtml











