Birçoğumuz Çin’in Afrika’da neler yaptığı noktasında yeterli bilgisi olduğunu düşünmektedir. “Çin Afrika’ya birkaç yıl önce geldi ve hızla petrol bulma çalışmalarına başladı” ya da “Çin Afrikalıları zenginleştirmek için nakdi yardımlar yapıyor ve bunun siyasi neticelerinin olumlu olmasını bekliyor” veya “Çin Hükümeti, Çinli işçileri götürerek Afrika’da ucuz işçiliğin kapısını açtı” gibi düşünceler çoğumuzun Çin’in Afrika’da ki politikalarına yönelik yorumlarımızdır. Fakat Çin’in son yıllarda Afrika kıtasında yaptığı büyük atılımlar, bu büyük devletin Afrika politikasının yeni olmadığını, yaklaşık 50 yıllık bir birikimin neticesi olduğunu gösteriyor. Biz de bu vesileyle Çin-Afrika ilişkilerine dair bu ilk yazımızda Çin’in Afrika’daki mevcut durumunu analiz etmeye çalışacak ve “Çin Afrika pazarında yeni midir?” , “Çin’in Afrika macerası sadece petrol için midir?”, “Çin Batı ülkelerinin etkisini kırmak için yoksul Afrika ülkelerine yardım mı ediyor?” gibi sorulara cevap arayacağız.

 Çin Afrika’da yeni bir oyuncu mudur?

Çin’in bazı Afrika ülkeleri ile ilişkilerinin geçmişi 1950’li yıllara dayanıyor. Daha o yıllarda diplomasi yoluyla Sosyalist Afrika ülkelerine gıda ve nakit yardımı yapan Çin, bu vesileyle Afrika pazarına sessiz bir giriş yaptı. Çinli liderler, ülkeyi kademeli olarak Afrika pazarına soktular; insani yardımlar merkezli politika, yerini diplomasi ve ticaretin birleştirilmesiyle oluşturulan yeni politikaya bıraktı. Çinli firmalar çok geçmeden, yani 1970’li yılların sonunda bu yeni politikanın meyvelerini almaya başladılar: Afrika’daki inşaat ihalelerinin çoğunu Çinli firmalar kazandı. Çinli firmalar özellikle Mauritius Adaları ve Güney Afrika’da kendilerine yeni özel ticaret alanları açtılar. Ardından 1980’li yıllarda devlet merkezli Çinli şirketler de Afrika’nın birçok ülkesinde yatırım yapmaya başladılar.  Bu politikalardan Pekin yönetiminin Afrika kıtasında uzun vadeli bir politika yürüttüğünü anlıyoruz. Buna karşın Birçok ABD’li uzman ise Pekin yönetiminin Afrika politikasının halen “açılım” üzerinde geliştiğini düşünüyor. Şimdi, soracağımız bazı sorularla Çin’in Afrika’daki mevcudiyetini anlamaya çalışalım:

 Çin’in Afrika macerası sadece petrol için midir?

Çin’in, günümüzde Afrika’da bulunmasına dair varsayımlar geniş ölçüde petrol üzerinde yoğunlaşmakta. Fakat bu varsayımlar, -Çin’in Afrika petrollerine ve diğer doğal kaynaklara gösterdiği ilgi yadsınamamakla birlikte- Çin’in Afrika’daki hedeflerini de tam olarak yansıtmamaktadır. Çin bankaları, üretici firmaları, ihracatçıları ve inşaat firmaları Afrika’da kullanılabilecek her türlü fırsatı değerlendirmekte, petrol ve diğer doğal kaynaklar haricinde oluşan yatırım alanlarını da en verimli şekilde kullanmayı hedeflemektedirler. 2008 yılında, Çinli ihracatçıların Afrika’da ulaştığı ihracat hacmi, 50 milyarı doları geçerek Fransa, Britanya ve ABD’yi geride bırakmıştır. İhracatın büyük bölümünü ise teknolojik ekipmanlar ve makine ürünleri oluşturmaktadır.

Bu konuda yapılan araştırmalar, makinelerin büyük bölümünün inşaat araç gereçleri olduğunu göstermektedir. Çinli inşaat firmalarının bu ticaretten elde ettikleri gelir ise sadece 2008 yılında 20 milyar doları bulmuştur. Ayrıca aynı yılda imzaladıkları yeni inşaat anlaşmalarının oranı ise 40 milyar doları geçmektedir. Çin bankaları ise bu ticarette sadece belli bir bölüme pay ayırıyor. Bu ticarette en büyük finansman Afrika ülkelerinin hükümetleri ve özel şirketleri tarafından karşılanıyor.

Bu konuda araştırmacıları şaşırtan bir başka husus ise, Afrika’daki en büyük Çin yatırımının “petrol”, “zengin maden kaynakları” veya “verimli araziler” noktasında yatırımı olmaması olmuştur. Çin’in Afrika’daki en büyük yatırımı, Çin Sanayi ve Ticaret Bankası’nın (ICBC) 2008 yılında Güney Afrikalı Standard Bankası’nın yüzde %20sini 5 milyar dolara satın almasıdır. Güney Afrikalı ortaklarıyla yeni yatırım alanlarını oluşturmayı hedefleyen ICBC, enerji finansmanı, altyapı ve telekomünikasyon projelerini Afrika üzerinde uygulamaya başlamıştır. İki büyük Çin telekom firması, ZTE ve Huawei, bu projelerin neticesinde birçok Afrika ülkesinin özel ve kamusal alanlarının kablo ve wifi alt yapısını inşa etmiştir.

Çinli firmalar, Afrika’nın potansiyel vaat eden tüm alanlarına yatırım yapmış, özellikle endüstri ve inşaata büyük önem vermiştir. Mısır’dan Mauritis Adaları’na kadar uzanan bölgedeki tüm kaynakların çıkarılması için bölge hükümetleriyle antlaşmalar yapmışlardır. Özellikle Nijerya’da altyapıyı baştan aşağıya yenilemişlerdir. Bu yüzden Nijerya hükümeti resmi görüşünü: “Batılılar sadece ve sadece petrol için geldiler, başka bir şey için değil. Fakat Çinliler ekonomimizdeki her türlü sektöre ilgi gösterdiler” şeklinde ifade etmiştir.

 Çin’in amacı, Batı tarafından dışlanan ve zengin doğal kaynakları bulunan rejimlere yardım etmek midir?

Çin hükümeti, Sudan, Zimbabwe ve iç politikası karışık olan diğer Afrika ülkelerinin hükümetlerine yapılması istenen yaptırımları rutin bir şekilde reddetmektedir. Bunun sebebini, “ülkelerin iç işlerine karışmak için üretilmiş bir yöntem” olarak gören Çin yönetimi, Hindistan ve Malezya’da -kendi aleyhinde- oluşan pazarı dengelemek için Afrika pazarını yeniden canlandırmak istemektedir. Özellikle Sudan’a yapılması istenen yaptırımlara karşı petrol aramaya devam eden Çin, Zimbabwe ile de önemli ekonomik ilişkiler kurmaktadır. Bu durumu “Afrika’da resmi olarak gelişme yolları aramak” olarak gören Batılı uzmanlar, Çinli firmaların bu yolla sadece “ticaret” yaptığını öne sürmektedir. Ancak bu durumun aksine, Çin hükümetinin resmi olarak yaptığı yardımın miktarı çok düşük orandadır. Hatta diyebiliriz ki Çin Devleti resmi bir şekilde Afrika’da az ve dengeli olarak dağıttığı yardımları, tüm Afrika devletleriyle bağını devam ettirebilmek için düşük oranda tutmakta ve bu yardımları “diplomatik” olarak kullanmak istemektedir.

Batılı devletlerin bazı belli başlı Afrika ülkelerine yatırım yapmasının ve bazı ülkelerle de “diplomatik ilişkiyi” reddetmesinin Çin’in işine yaradığını öne süren Avrupalı ekonomist Deborah Brautigam, Batılı devletlerin bu noktada oluşan boşluğu Çin’e bıraktığını öne sürmektedir. Angola örneğini veren Brautigam’a göre, IMF’nin 2002 yılında iç savaşın bittiği Angola’ya “ekonomik ve idari reformlar” yapması şartıyla yardım teklif etmesine mukabil, Çin 2 milyar dolar “hibe” etmeyi vaat etmiştir. Böylece Batılıların Çin’in “kayıtsız şartsız” yaptığı yardımın, Afrika’daki diğer devletlerin de “şeffaflık” ve “düzenli idari sistem”i oluşturma noktasındaki çabalarına karşı bir tehlike olduğunu iddia ettiğini belirtmektedir. Ancak asıl vaziyetin öyle olmadığını öne süren ekonomist, bazı Fransız, İngiliz, Alman ve ABD’li petrol şirketlerinin Angola’da siyasi ve ekonomik yaptırımları kullanarak öncelik elde etmeye çalıştığını, Çin’in “kayıtsız, şartsız” yapmayı vaat ettiği yardımın ise Angola’nın Çin’i tercih etmesinde en büyük etken olduğunu söylemektedir. Sonuç olarak diyebiliriz ki Çin, Batılı devletler tarafından dışlanan rejimleri destekleyerek, Afrika’daki etki alanını artırmakta, bu devletlerle derin “ekonomik” ve “diplomatik” ilişkiler kurmaktadır.

Sonuç

Özetleyecek olursak, Çin-Afrika ilişkisini anlattığımız bu ilk yazımızda; Çin’in Afrika politikası, önceki yıllarda yaptıklarıyla güvenini zedeleyen Batı dünyasına karşı bir alternatif olarak ilişkilerini geliştirme temelinde yürümektedir. Düzenli olarak yaptığı resmi yardımları eşit bir şekilde Afrika ülkelerine dağıtan Çin hükümeti, avantajlı olduğunu düşündüğü ve kısa (ve uzun) vadede de yararına olan her türlü fırsatı değerlendirirken de cömert davranmaktan kaçınmamaktadır. Son yıllarda Pasifik bölgesinde yaptığı diplomatik ve ekonomik adımlarla bölgesel bir güç olduğunu ispatlayan Çin, Afrika’yı da “küresel güç” olmak adına bir basamak olarak görmekte, bu büyük kıtadaki ülkelerle oluşturduğu diplomatik ve ekonomik ilişkilerin uzun vadede oluşturacağı küresel etkiye büyük yatırımlar yapmaktadır. Bu yüzden sonuç olarak diyebiliriz ki; Afrika, Çin’in – Pasifik’ten sonra- küresel çaptaki en büyük ikinci projesidir.